Altın: 6.583,99
Dolar: 45,96
Euro: 53,42
BIST: -
8.9 C
Rize

Demirali Kiraz

kirazdemirali4@gmail.com


Diğer Yazarlar

Mehmet Âkif Mısır’a Neden Gitti? Şapkadan mı Kaçtı, Sürgün mü Edildi?

Son yıllarda sosyal medyada ve bazı çevrelerde sıkça tekrar edilen bir iddia var: Güya Mehmet Âkif, Şapka İnkılabı’na karşı olduğu için Mısır’a kaçmış ya da Cumhuriyet tarafından sürgün edilmiştir. Oysa tarihî gerçekler, bu iddiaların doğru olmadığını açıkça göstermektedir.
Her şeyden önce Mehmet Âkif’in Mısır’la ilişkisi Cumhuriyet’ten önce başlamıştır. Âkif, ilk kez 1914 yılında Abbas Halim Paşa’nın davetiyle Mısır’a gitmiş, daha sonra 1923 ve 1924 yıllarında da çeşitli sürelerle burada kalmıştır. Demek ki Mısır’a gitmek Âkif için sıradan bir iş olup şapka veya sürgünle hiç ilgisi yoktur.
Âkif’in Mısır’a son gidişi Eylül 1925’tedir. Mısır yıllarında Kur’an çalışmalarıyla meşgul olmuş, Kahire’deki Mısır Üniversitesinde Türk dili ve edebiyatı dersleri vermiştir.
Ancak burada dikkat etmemiz gereken önemli bir ayrıntı vardır: Şapka Kanunu 25 Kasım 1925’te çıkarılmıştır. Oysa Âkif, şapka devriminden yaklaşık iki ay önce Türkiye’den ayrılıp Mısır’a gitmiştir.
Durum böyleyken, buna rağmen “Şapka takmamak için kaçtı” iddiasını, hatta iftirasını yıllardır sürdürmenin amacı, Âkif üzerinden Cumhuriyet’e ve inkılaplara saldırmaktan başka ne olabilir ki?
Peki Âkif neden gitmiştir?
O dönemde Türkiye, dinci ve etnikçi Şeyh Sait İsyanı’nın yarattığı büyük bir krizle uğraşmaktadır. Yeni kurulan Cumhuriyet, hem siyasi hem de toplumsal açıdan son derece hassas bir süreçten geçmektedir. Bu nedenle muhalifler ve rejim karşıtı olabileceği düşünülen bazı isimler polis takibine alınmıştır.
Mehmet Âkif de bu durumdan rahatsız olmuş, yakın çevresine:
“Ben vatanını satmış adamlar gibi muamele görmeye tahammül edemiyorum.”
diyerek kırgınlığını dile getirmiştir. Evet, Âkif kırılmıştır ama asla ülkesine ve devletine küsmemiştir.
Üstelik Âkif yalnızca resmî takiplere değil, bazı çevrelerden gelen ağır ve haksız eleştirilere de üzülmüştür. Çanakkale Şehitleri şiirini yazan millî şairimiz Mehmet Âkif’e “Türk değil” denmesi, “Hadi git artık sen kumda oyna” gibi aşağılayıcı ve küçümseyici ifadelerin kullanılması onu derinden yaralamıştır.
Hassas mizacı nedeniyle bu ortamdan uzaklaşmak, inzivaya çekilmek istemiştir.
Ayrıca Abbas Halim Paşa’nın Mısır’da kendisine sağladığı maddi ve manevi destek de önemli bir etkendir. Âkif burada hem geçim sıkıntısından uzaklaşmayı hem de yıllardır üzerinde çalışmak istediği eserlerine yoğunlaşmayı düşünmüştür.
Kısacası Âkif’in Mısır’a gidişi; şapka karşıtlığından değil, kırgınlıklarından, yalnız kalma isteğinden ve biraz da huzur arayışından kaynaklanmıştır.
Üstelik Âkif’i “şapka düşmanı” gibi göstermeye çalışmak da doğru değildir. Çünkü Âkif
, dini fesle, sarıkla ya da şapkayla özdeşleştiren anlayışlara karşıdır. Asım’da ve çeşitli şiirlerinde Müslümanların “fesli-şapkalı” diye ayrışmasını eleştirmiş, bunun bir nifak sebebi olduğunu belirtmiştir.
Hatta:
“Görünce şapkalı sinmek değiştirip sokağı”
dizesiyle şapkalıya düşman olmayı açıkça eleştirmiştir.
Hiç düşünmez miyiz? Saltanat kaldırılıyor, Cumhuriyet ilan ediliyor, halifelik kaldırılıyor ve Mehmet Âkif sesini çıkarmıyor; ama şapka devrimi oluyor ve ülkeyi terk ediyor!
Aklımıza ve Âkif’e bu kadar da haksızlık yapmasak artık.
Bir başka iddia da Âkif’in Cumhuriyet tarafından sürgün edildiğidir. Bu da gerçek değildir. Çünkü Cumhuriyet hükümeti, Âkif’e Kur’an-ı Kerim meali hazırlama görevi vermiş ve bunun karşılığında ücret ödemeyi kabul etmiştir.
Bir devletin sürgün ettiği bir kişiye resmî görev vermesi ve maaş bağlaması hayatın olağan akışına uygun mu? Tabii ki değil.
Nitekim Âkif de Mısır’dan yazdığı bir mektupta, oraya “ihtiyarımla”, yani kendi isteğiyle gittiğini açıkça ifade etmiştir.
Üstelik Mısır yıllarına rağmen Mehmet Âkif’in Türkiye’ye ve Cumhuriyet’e bakışını gösteren önemli ifadeleri de vardır. Mısır’dan döndükten sonra Midhat Cemal Kuntay’a yazdığı mektupta şöyle demektedir:
“Mısır’da on bir yıl kaldım. Fakat on bir saat daha kalsaydım artık çıldırırdım. Sana halisane fikrimi söyleyeyim mi? İnsanlık da Türkiye’de, milliyetçilik de Türkiye’de, Müslümanlık da Türkiye’de, hürriyetçilik de Türkiye’de. Eğer varsa Allah benim ömrümden alıp O’na versin.”
Peki burada geçen “O” kimdir?
Muhittin Nalbantoğlu’na göre bu kişi Mustafa Kemal Atatürk’tür.
Hiç Cumhuriyet’e, Atatürk’e küsmüş bir insan bu sözleri söyler mi?
Dahası, Âkif’in ülkesine döndükten sonra hasta yatağında verdiği son röportaj da oldukça dikkat çekicidir. Bakın neler söylüyor:
“İnşallah iyi olur olmaz İstanbul’u baştan aşağı gezeceğim ve ondan sonra Millî Mücadele senelerinde harap bir yer iken bugün Türk inkılabının en canlı timsali olan Ankara’yı ziyaret edeceğim. Mısır’da iken fotoğrafını gördüğüm bu modern şehri, bu Cumhuriyet yüreğini gözlerimle görmeye gideceğim.
On, on bir senelik bir vatan hasretiyle çırpınan ruhumun en büyük millî eserini o zaman yazacağım. Bu zamana kadar yazmış olduğum eserler hep istiklâle kavuşmak içindi; fakat bugün başarılan inkılapları gördükten sonra yazacağım eser de, kanaatimce, bir inkılap eseri olacaktır.”
İnkılaplara karşı olan, Cumhuriyet’e küsmüş bir insan böylesi ifadeler kullanır mı?
Sonuç olarak Mehmet Âkif’in Mısır’a gidişini “Şapka İnkılabı’na tepki” ya da “Cumhuriyet tarafından sürgün” gibi sloganlarla açıklamaya çalışmak tarihî gerçeklerle bağdaşmamaktadır.
Âkif kırılmıştır, yorulmuştur ve biraz da yalnız kalmak istemiştir. Evet, kırgındır; fakat hiçbir zaman küsmemiştir.
Onun hikâyesini ideolojik kavgaların malzemesi yapmak yerine dönemin şartları içinde anlamaya çalışmak daha doğru olacaktır.
Mehmet Âkif ne günümüzün “Keşke Yunan galip gelseydi” anlayışını temsil eden Kadir Mısıroğlu’nun ne de kendi döneminde Millî Mücadele’ye karşı çıkan ve “Türklükten istifa ettim” diyen Mustafa Sabri’nin temsil ettiği zihniyetin yanında olmuştur.
Âkif’in İslam anlayışında Türklük önemli bir yere sahiptir. Şiirlerinde geçen:
“Türk eriyiz, silsilemiz kahraman; Müslümanız, Hakk’a tapan Müslüman.”
ve İstiklâl Marşı’ndaki:
“Kahraman ırkıma bir gül…”
ifadeleri bunun en açık örneği olsa gerek.
Kurtuluş Savaşı’nın manevi önderlerinden, İstiklâl Şairimiz Mehmet Âkif Ersoy; hepimizin, özellikle Türk gençliğinin örnek alması gereken karakter abidesi bir şahsiyettir.
Kaynakça
Sinan Meydan, Panzehir
Sinan Meydan, Vaiz
Muhittin Nalbantoğlu, İstiklâl Marşı ve Mehmet Âkif Ersoy
Niyazi Acun, “Mehmet Âkif’le Hasta Yatağında Röportaj”, Yarım Ay Dergisi, 15 Temmuz 1936
Arslan Tekin, Mehmet Âkif üzerine yazıları, Yeniçağ Gazetesi
Mehmet Âkif Ersoy, Safahat

* Bu köşe yazısının tüm hakları Pazar Umut Haber'e ait olup işbu yazının ve resimlerin, kaynak gösterilmeksizin kısmen/tamamen izin alınmaksızın yeniden yayımlanması yasaktır.

8 YORUMLAR

  1. Keşke dönemin resmî makamları da Mehmet Âkif’e hak ettiği ilgiyi gösterebilseydi. Ancak gösteremedikleri vefayı, Türk gençliği ve millet büyük bir onurla göstermiş; İstiklâl Marşı’nın şairini yalnız bırakmamıştır. Bu yüzden Mehmet Âkif’in cenazesi, resmî ilgisizliğin değil, milletin vefasının sembolü olarak hatırlanmaktadır.

  2. Mehmet Akif Ersoy’un cenazesi, dönemin siyasi konjonktürü nedeniyle devlet tarafından “görmezden gelinen resmi bir yalnızlıkla” başlamış; ancak Türk gençliğinin ve halkının asil duruşu sayesinde “tarihi bir saygı duruşuna ve milli bir şahlanışa” dönüşmüştür. Devletin sahip çıkmadığı şaire, millet en yüksek perdeden sahip çıkmıştır.

    • Keşke dönemin resmî makamları da Mehmet Âkif’e hak ettiği ilgiyi gösterebilseydi. Ancak gösteremedikleri vefayı, Türk gençliği ve millet büyük bir onurla göstermiş; İstiklâl Marşı’nın şairini yalnız bırakmamıştır. Bu yüzden Mehmet Âkif’in cenazesi, resmî ilgisizliğin değil, milletin vefasının sembolü olarak hatırlanmaktadır.

    • Bu güzel ve kıymetli değerlendirmeleriniz için gönülden teşekkür ediyorum. Şahsıma duyduğunuz güven ve gösterdiğiniz teveccüh benim için büyük bir mutluluk ve sorumluluktur. Tarihi doğru kaynaklardan öğrenme ve paylaşma gayretimize verdiğiniz destek çok değerlidir. Nazik sözleriniz için tekrar teşekkür ediyor, selamlarımı sunuyorum Mustafa hocam.

  3. Tarihi gerçek anlamda tarihçilerden öğrenmenin ne kadar önemli olduğunu bizlere gösteren Demir Ali Hocamızın tarih bilgisi, kulaktan dolma veya sağdan soldan edinilmiş yüzeysel bilgilerden değil, yıllar süren araştırmalar, sorgulamalar, kaynak incelemeleri ve sürekli geliştirdiği bilgi birikiminin bir sonucudur. Öğrencilerine her zaman doğru, tarafsız ve güvenilir tarih bilgilerini aktarmayı ilke edinen değerli hocamızın, eğitim hayatındaki bu önemli görevini köşe yazarlığıyla sürdürerek tarihin doğru ve bilinmesi gereken yönlerini halkımızla paylaşması bizler için son derece önemli ve kıymetlidir. Yazılarındaki anlatım gücü, bilgi derinliği ve tarihi olayları yorumlayış biçimi öylesine etkileyicidir ki, bunu ancak Mehmet Akif bu kadar güzel anlatabilirdi dedirtmektedir. Demir Ali Hocamızın kaleminden çıkan her yazının toplumun tarih bilincine katkı sağlayacağına inanıyor, köşe yazarlığına başlamasının bizleri çok mutlu ettiğini ifade etmek istiyorum. Başarılarınızın daima devam etmesini diliyor, bilgi ve tecrübeleriyle daha uzun yıllar insanlara ışık tutmanızı temenni ediyorum. Yolunuz açık, kaleminiz güçlü olsun Demir Ali Hocam.

    • Bu güzel ve kıymetli değerlendirmeleriniz için gönülden teşekkür ediyorum. Şahsıma duyduğunuz güven ve gösterdiğiniz teveccüh benim için büyük bir mutluluk ve sorumluluktur. Tarihi doğru kaynaklardan öğrenme ve paylaşma gayretimize verdiğiniz destek çok değerlidir. Nazik sözleriniz için tekrar teşekkür ediyor, selamlarımı sunuyorum Mustafa hocam.

  4. 12 EYLÜL 80 darbesi öncesinde Mehmet Akif Ersoy a siyasetçilerin verdiği değer ne hikmetse daha sonraları esirgen miş tir .
    Milliyetçi Muhafazakar çevreler
    Mehmet Akif Ersoy amma programları dahi unutturmuşlar.

    • Tespitinizde haklısnız. Âkif; İstiklâl Marşı şairi olmanın yanında, milletin birlik ve beraberliğini savunan, çalışmayı, ahlakı ve ilmi önceleyen büyük bir mütefekkirdir. Onu günlük siyasi tartışmaların ötesinde, bütün yönleriyle tanımak ve genç nesillere tanıtmak hepimizin sorumluluğudur. Âkif’i anmak, sadece yıldönümlerinde değil; fikirlerini, eserlerini ve millet sevgisini yaşatmakla mümkün olacaktır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Önceki Yazıları