Altın: 6.256,65
Dolar: 47,24
Euro: 54,10
BIST: -
19.5 C
Rize

Ah Şu Sol Elim, Acemi Elim

Öne Çıkanlar

Önceki yazımın devamı olarak heykel konusuna devam edecektim ancak ülkemizin yakıcı gündemi, bu konuyu ileri bir tarihe ertelememi zorunlu kıldı. Bugün CHP içindeki gelişmeleri irdelemeye çalışacağım.

​Üstteki başlık, rahmetli Uğur Mumcu’nun, CHP ve SHP’nin bitmez tükenmez iç kavgalarını anlatırken kullandığı ifadeydi. Tartışmalardan duyduğu rahatsızlığı bu şekilde dile getiriyordu. Uğur Mumcu’nun katledilmesinden 33 yıl sonra bugün, yine aynı durumu yaşıyoruz. Üstelik CHP, ülkenin birinci partisi olarak; tüm saldırılara, karalamalara ve yargı kumpaslarına rağmen kamuoyu yoklamalarında birinci çıktığı bir dönemde yapılan operasyonla, eski genel başkan bir “aparat” olarak kullanılıyor.

​Peki, bu günlere nasıl geldik?

​Kılıçdaroğlu, eski genel başkana operasyon çekilmeden önce parlatılıp önümüze kondu. Şaban Dişli, Dengir Mir Mehmet Fırat ve İ. Melih Gökçek’i, ortaya koyduğu belgelerle yerin dibine batırdı. İlginçtir ki Gökçek hariç diğerlerinin tamamı siyasetten elendi. Kılıçdaroğlu bu başarılarıyla sivrildi ve CHP’de öne geçen bir isim oldu. Bu yükselişte önünü kimin açtığını tam olarak bilmiyoruz ama uluslararası bir gücün bu işte eli olduğu konusunda artık hiç kuşku duymuyorum.

​Baykal bir operasyonla saf dışı edilirken, olaya hazırlıksız yakalanan CHP örgütü Kılıçdaroğlu’nu yeni genel başkan olarak siyaset sahnesine çıkardı. Onun yaptığı ilk iş, elinden tutarak genel başkan koltuğuna oturtan genel sekreter Önder Sav’ı tasfiye etmek oldu. Bu olaydan sonra partide gücü tamamen eline aldı.

​Yapılan ilk seçimde oy oranı %25 dolaylarındaydı; bir önceki seçime göre 6 puan yüksek olmasına rağmen, AKP’nin yarısı kadar oy alınabilmişti. Oysa Baykal’a operasyon düzenlenmeden önce CHP, kamuoyu yoklamalarında %30 destek görüyordu. Dolayısıyla seçimdeki artış aslında bir başarı değil, bir “durum tespitiydi”. Ortada bir başarı falan yoktu; AKP yine ezici çoğunlukla seçimi aldı ve devlet mekanizmasını biraz daha ele geçirdi.

​Sonrasında, cumhurbaşkanlığı seçiminde aday belirlenmesi sürecinde hepimizi ters köşe yaparak; hayatımızın hiçbir döneminde kim olduğunu bilmediğimiz, adını bile telaffuz etmekte zorlandığımız Ekmeleddin İhsanoğlu adında birini “tıpış tıpış oy vereceksiniz” diyerek önümüze koydu. CHP tabanının önemli bir bölümü gönülsüz de olsa oy verdi ama halk tıpış tıpış sandığa gitmedi ve Recep Tayyip Erdoğan’ı Cumhurbaşkanı seçti.

​Milletvekili dokunulmazlığının, muhalefetin korkmadan iktidarla mücadele etmesini sağlayan çok önemli bir zırh olduğu tartışma götürmez. Anayasaya aykırı olduğu açık olan geçici düzenlemeye bile bile destek verildi ve bunun ilk kurbanlarından biri CHP İstanbul Milletvekili Enis Berberoğlu oldu. Kendi öngörüsüzlüğü sonucu ortaya çıkan bu duruma tepki gösteriyormuş gibi yapmak için Ankara’dan İstanbul’a bir “ADALET” yürüyüşü gerçekleştirdi.

​Hak mücadelesi için bir yürüyüş yapılacaksa bunun İstanbul’dan Ankara’ya olması gerekirdi; o ise tam tersini yaptı. Bakınız, geçtiğimiz günlerde haklarını talep eden madenciler bulundukları yerden başkente yürüyerek iktidarı zorladı ve haklarını almayı başardı. Kılıçdaroğlu ise madenciler kadar olamadı. Derdinin adalet olduğu düşüncesinde değilim; bu yürüyüşü yapmamış olsa, verdiği yanlış kararın—yani bir milletvekilinin tutuklanmasına yol açan dokunulmazlık konusundaki yanlış kararın—hesabını veremeyecekti. Halkın gözünü boyadı.

​2017 anayasa değişikliği referandumunda, yasanın açık hükmüne rağmen YSK’nın mühürsüz oyları geçerli saymasına karşı adeta hiçbir şey yapmadı; yapmak isteyenlere de engel oldu. O mühürsüz oylar gerçekten seçmen tercihi miydi, yoksa sandık çevresi dışında bir yerde hazırlanıp sonradan mı değiştirildi, bunu kimsenin bilmesine olanak yoktu. 2,5 milyon mühürsüz oy münferit bir olay olarak görülemezdi; altında organize bir yapı olup olmadığı araştırılması gerektiği halde durum kabullenildi.

​2018 seçiminde cumhurbaşkanı adayı ilan edilen Muharrem İnce’yi “gel Muharrem” diyerek platforma davet etmesi, aslında halka “bu adaya oy vermeyin” demenin başka bir şekliydi. Halkımız makamları kişilerden, partilerden de üstün tutar. Hele cumhurbaşkanlığı makamını tüm kurumlardan daha üstün tutar. Aday, parti genel başkanı tarafından açıklanmış olsa bile, halk onu artık partinin de üstünde bir şahsiyet olarak gördüğü için bu hitap şeklini kabul etmedi. Sokağa çıktığımızda karşılaştığımız ilk tepki bu oldu.

​Bazen öyle bir hata yaparsınız ki sonrasında ne yapsanız fayda etmez. Kendi elinizle kendi önünüzü kesersiniz.

​2019 yerel seçimlerinde İBB seçim galibiyetinin mimarının o dönemin il başkanı Canan Kaftancıoğlu ve elbette halk ile samimi bir diyalog kuran Ekrem İmamoğlu olduğu tartışmasız bir gerçektir.

​2023 seçimlerine, yeni sistemin ittifaklara olanak veren hatta zorunlu kılan özelliği nedeniyle, ittifak bileşenleri artırılarak seçimden yaklaşık 2 yıl öncesinden çalışmalara başlandı. “Altılı Masa” olarak adlandırılan bu çalışma, doğal olarak iktidar partisinin de hedefindeydi. Geleceğe dair program çalışmasına öncelik verildiği halde, kamuoyu program yerine adayın kim olacağı konusunu daha çok öne çıkardı.

​Kılıçdaroğlu, 2022 ortalarında Millet İttifakı bileşenlerinin ekonomik programını oluşturabilmek ve bilim insanlarıyla temas kurmak için ABD’ye gitti; ancak bu seyahat sırasında nerede olduğu ve nereye gittiği bilinmeyen 8 saati var. Kendisi, Manhattan’daki TÜRGEV binasını göstermek için gittiğini söylemiş olsa da, böyle bir hareket için 8 saatlik bir “bilinmezi” ortaya koymak doğru bir davranış değildir. Siyasetçi, yurttaşların kafasında soru işareti bırakmayacak kadar açık olmak zorundadır.

​İktidar bloğu, Altılı Masa’nın gizli bir ortağı olduğunu, bunun da PKK ile irtibatlı olduğunu iddia ettiği HDP olduğunu sürekli dile getiriyordu. HDP’nin de seçimlerde Millet İttifakı adayını destekleyeceğini açıklaması, bu söylemin halkta karşılık bulmasını sağlıyordu. Aslında iktidar ittifakı, yapılacak seçimde hangi söylemle halkın önüne çıkacağını Altılı Masa eleştirilerinde ortaya koyuyordu. Yaşanan ekonomik buhranı kısa zamanda düzeltemeyeceğini biliyorlardı; o halde tek bir yol kalıyordu: rakibini karalamak. Öyle yaptılar; Millet İttifakı’nı PKK’nın desteklediğini anlatan montaj videolar üreterek, kendilerine yetecek kadar bir yurttaş kitlesini ikna ettiler.

​Belli ki iktidar bloğu “PKK kozunu” kullanacaktı. Kılıçdaroğlu’nun yapması gereken bir hareket vardı: HDP’ye, “kendi adayınızı çıkarın, bizi desteklediğinizi kamuoyuna açıklamayın” demesi gerekiyordu. İkinci turda halk kimi istiyorsa ona oy verirdi. Bunun üstüne, gittiği bir ziyarette seccade üzerine ayakkabıyla basılı fotoğrafının basına servis edilmesi her şeyin üzerine tuz biber ekti.

​Savunma durumuna düştüğünde kaybetmeye başladın demektir. Kazanmak için karşı tarafı savunma yapmaya zorlamalısın. Ülkedeki tüm olumsuzluklara rağmen, hatalı seçim stratejisi nedeniyle bir dönem daha Cumhur İttifakı’nın seçimi önde bitirmesini sağladı.

​Şimdi AKP ve MHP’nin yeniden bir seçim zaferi kazanmasının tek bir anahtarı kaldı: CHP’nin bölünmesi ve iç kavgaya tutuşması. Kılıçdaroğlu, “butlan” görevini kabul ederek partiyi kendi içine çekti. CHP’nin seçilmiş genel başkanının önünde çok çetin bir sınav var. Bu kuşatmayı nasıl kıracağını ulusa gösterebilirse başarıyla çıkabilir. Aksi halde, AKP-MHP ittifakı kimi aday gösterirse göstersin, yarışı yine onlar göğüsler.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Facebook
250 Üye
Pazar Umut Haber TopluluğuGüncel gelişmeler için grubumuza üye olun.
Katıl

Son Haberler

Zafer Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Ümit Özdağ Pazar’da Esnaf ve Vatandaşla Buluştu

Zafer Partisi Pazar İlçe Başkanı Muhittin Çatlı, Genel Başkan Prof. Dr. Ümit Özdağ’ın ilçelerine...