“BIRAKIN, AYAKLARIM MEMLEKETİMİN SULARINDA ISLANSIN”
Tarih adildir. Günü gelir herkese hakkını verir. Bu yüzden tarih affetmez.
Tarih okumanın önemine dikkat çekerken sıkça kullandığım bir söz vardır:
“Arenaya çıkan boğa, kendinden önceki boğanın tarihini okusa hiç arenaya çıkar mıydı?”
Çünkü tarih yalnızca geçmişi anlatmaz; geleceğe de yön verir. Atatürk’ün Rize ziyaretinde verdiği eğitim ve Cumhuriyet mesajını bugün yeniden hatırlamamızın nedeni de budur.
Geçmişten ders almak istiyorsak bazı gerçekleri yeniden hatırlamak gerekir. Özellikle de Atatürk ile Rize arasındaki bağı…
Çünkü bugün hâlâ bazı çevreler Atatürk ile Rizelilerin arasına mesafe koymaya çalışırken, tarihî belgeler bunun tam tersini göstermektedir.
Bu yazıyı daha önce kaleme aldığım “Rize Bombalandı mı, Şalcı Bacı Asıldı mı?” başlıklı yazımın devamı niteliğinde sayarak okuyabilirsiniz.
20 Nisan 1923’te Rize Livası İdare Meclisi üyeleri, Mustafa Kemal Paşa’ya hemşehrilik teklifinde bulundu. Paşa bu teklifi kabul etti ve resmen Rize’nin hemşehrisi oldu. Bu, sıradan bir nezaket göstergesi değil; Rizelilerin Millî Mücadele’nin liderine duyduğu güven ve sevginin açık bir ifadesiydi.
Aradan yaklaşık bir yıl geçti. Tarih 17 Eylül 1924’tü. Atatürk, Hamidiye Zırhlısı ile Rize’ye geldi. Şehir büyük bir coşku içindeydi. Limanda yapılan karşılamanın en unutulmaz anı ise karaya çıkışı sırasında yaşandı.
Bir genç, Paşa’yı sırtına alarak kıyıya çıkarmak istedi. Atatürk ise gülümseyerek şu cevabı verdi:
“Bırakın, ayaklarım memleketimin sularında ıslansın.”
Bu sözün anlamı büyüktür. Çünkü Atatürk, kendisine hemşehrilik unvanı veren Rize’den “memleketim” diye söz ediyordu.
Atatürk’ün Rize ziyaretinin en dikkat çekici bölümlerinden biri eğitim konusunda yaşandı. Cumhuriyet henüz bir yaşındaydı ve yeni devletin önündeki en büyük mücadelelerden biri cehaletti.
Bu sırada Rize Müftüsü Mehmet Hulusi Efendi ve Pazar müftüleri, daha yeni kapanmış olan medreselerin yeniden açılması için Atatürk’e dilekçe sundular. Mustafa Kemal Paşa dilekçeyi okuduktan sonra şu tarihi cevabı verdi:
“Demek okul istemiyor da medrese istiyorsunuz. Oysa bu millet okul istiyor. Şu zavallı milletin yakasını artık bırakın da vatan evladı yetişsin, yükselsin.”
Ardından görüşünü daha da açık ifade etti:
“Medreseler asla açılmayacaktır hocam, bunu böyle bilin. Eğer kendi geleceğinizden veya geçiminizden kaygı duyuyorsanız buna gerek yoktur. Siz ibadetinizle meşgul olun. Bu tür şeyleri düşünmenin bir anlamı yoktur.”
Ve şu cümleyi ekledi:
“Bu bir kanundur. Bu kanunu yapanlar sizden daha âlimdirler.”
Bu sözler, Cumhuriyet’in eğitim anlayışını özetliyordu. Atatürk’e göre milletin yükselişinin yolu bilimden, öğretmenden ve çağdaş eğitimden geçiyordu.
Rize ziyaretinde dikkat çeken bir başka ayrıntı da yeni açılan bir caddeye kendi adının verilmesini istememesiydi. Yetkililer “Atatürk Caddesi” adını önerdiklerinde:
“Cumhuriyet Caddesi olsun.”
cevabını verdi. Böylece kendi adını değil, Cumhuriyet’i öne çıkarmayı tercih etti.
Ziyaretin en sıcak hatıralarından biri ise Kuvayı Milliye’nin Rize’deki önder isimlerinden Mataracı Mehmet Efendi’nin evinde yaşandı. Atatürk geceyi burada geçirdi. Ayrılırken Mataracı Mehmet Efendi kendisine bir kalpak hediye etti. Atatürk daha sonra bu kalpağı giyerek fotoğraf çektirdi, fotoğrafını imzaladı ve Mataracı Mehmet Efendi’ye gönderdi.
Bu davranış, onun dostluklara verdiği değerin ve Rizelilere duyduğu samimi muhabbetin bir göstergesiydi.
Atatürk’ün Rizeliler hakkındaki düşüncelerini anlamak için şu söz yeterlidir:
“Öteden beri herkesin yakından bildiği kahramanlıklarıyla kendilerini tanıtmış olan Lazistan ahalisinin, ülkenin kurtuluşu için azim ve üstün gayretlerini takdir ederiz.”
Bu ifade, Millî Mücadele’nin liderinin Rizelilere verdiği tarihî bir takdir belgesidir.
Bütün bu olaylar birlikte değerlendirildiğinde karşımıza net bir tablo çıkmaktadır: Rize’nin hemşehrisi olan, Rizelilerin fedakârlıklarını takdir eden, gençlerin çağın gereklerine uygun eğitimle yetişmesini isteyen ve Cumhuriyet’i her şeyin üzerinde tutan bir Atatürk…
Bu nedenle Karadeniz kıyısında söylenen o cümle yalnızca bir hemşehrilik ifadesi değildir. Aynı zamanda bir gelecek vizyonudur:
“Bırakın, ayaklarım memleketimin sularında ıslansın.”
Atatürk’ün Rize’ye bıraktığı asıl miras da bu sözün arkasındaki fikirdir:
Cehalete karşı eğitim…
Yoksulluğa karşı bilgi…
Geri kalmışlığa karşı bilim…
Kula kulluğa karşı özgür birey…
Cumhuriyet’in Rize’de verdiği mesaj açıktı:
Daha çok okul…
Daha çok öğretmen…
Daha çok eğitim…
Çünkü bir millet ancak yetiştirdiği insan kadar güçlüdür.
Ve Atatürk’ün Rize’ye bıraktığı en büyük vasiyet de budur:
Cumhuriyeti yaşatacak nesilleri yetiştirmek.
Kaynakça
Mahmut Goloğlu, Devrimler ve Tepkileri (1924-1930), Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul.
Utkan Kocatürk, Atatürk ve Türkiye Cumhuriyeti Tarihi Kronolojisi (1918-1938), Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara.
Sinan Meydan, Panzehir ve Gerçeğe Çağrı, İnkılâp Kitabevi, İstanbul

Çok güzel bir konuyu kaleme almışsınız hocam çok anlamlı bir yazı olmuş elinize sağlık keşke insanımız okusa okumayı sevse araştırsa gerçek bilgiye ulaşsa toplumun sizin gibi değerli eğitime gönül vermiş insanlara ihtiyacı var.
Güzel düşünceleriniz ve değerli yorumunuz için çok teşekkür ederim Uğur. Okuyan, araştıran ve sorgulayan insanların çoğalması en büyük temennimiz. Saygılarımı sunuyorum.
Eline sağlık
İnsana yolunu hatırlatan bir yazı olmuş
Tebrikler
Kadir teşekkür ediyorum, sağ ol.
Hocam kalemine yüreğine sağlık. Yazılarınla aydınlamaya devam etmemizi sağlayan pazarumuthaber.com ‘a da teşekkür ediyorum. Sizin gibi aydınları yetiştiren Cumhuriyetimizin sonsuza dek yaşaması dileğiyle..
Turan Hocam, teşekkür ediyorum. Duyarlı, milli ve Cumhuriyet değerlerine bağlı bir aydın olarak verdiğiniz destek benim için çok kıymetlidir. Güzel düşünceleriniz ve nazik sözleriniz için ayrıca teşekkür ederim.
Çok güzel bir yazı oldu Demir Ali Hocam kalemine yüreğine sağlık.
Mustafa Hocam, teşekkür ediyorum. İlginiz, desteğiniz ve güzel sözleriniz benim için çok değerlidir.
teşekkürler hocam. güzel yazınızın içinden şu cümleyi söküp aldım.
“Çünkü bir millet ancak yetiştirdiği insan kadar güçlüdür”
yönetemiyoruz, yetiştiremiyoruz, planlayamıyoruz, geleceğimiz gençleri; bir ülkenin geleceğine gereken özeni yeterince vermiyoruz.
biz ülkenin geleceğinden tereddüt ederken, gençler kendi geleceklerinden şüphe ediyor
eğitim, planlanmış eğitim, programlanmış bir gelecek.
teşekkürler
Güzel ve anlamlı değerlendirmeniz için çok teşekkür ederim hocam.
Eğitim, bir ülkenin geleceğine yapılan en büyük yatırımdır. Gençlerimizin umutla bakabildiği, planlı ve nitelikli bir eğitim sisteminin hepimizin ortak sorumluluğu olduğuna inanıyorum.
Kıymetli katkınız ve düşünceleriniz için tekrar teşekkür eder, saygılar sunarım.