İstanbul işgal edildiğinde, gizli direniş örgütleri yerden mantar biter gibi çoğalmıştı: Karakol Cemiyeti, kısa adıyla Mim Mim Grubu, İmalat-ı Harbiye, Namık Grubu, Kaçakçılık Grubu, Felah Grubu, Çatalca Trakya Teşkilatı, Ferhat Grubu, Sandalcılar Grubu ve diğerleri… Bütün bu gizli teşkilatlar, İstanbul’un yeraltına kılcal damarlar gibi yayılmışlardı. Kurmay Binbaşı Ekrem (Baydar) ve Kurmay Yarbay Muğlalı Mustafa bu örgütlerin yöneticilerindendi.
Anadolu’ya gönderilecek silah ve cephanelerin taşınması için Karadenizli takalar görevlendirilecekti. Bu konudaki ilk toplantı, 1920 yılının ekim ayında Çeşme Meydanı’ndaki Rize Oteli’nde yapıldı. (1) Toplantıya Topkapılı Mehmet başkanlık ediyordu. Katılanlar arasında Hemşinli Mehmet, Ali Osman, Mustafa Kaptan, Hemşinli Mahmut ve Tahsin Kaptan vardı. Baskınla ilgili planı, en ince detayına kadar düşünerek yaptılar. Büyük bir avantajları vardı; cephaneliğin ambar memuru Eyüplü Üsteğmen Nazmi, planın hazırlanmasında onlara yardımcı olmuştu.
Denizci Yüzbaşı Nazif Bey, iki Karadeniz takası ile anlaşmıştı. Bu takalardan birinin adı Asiye (kaptanı Pazarlı Eyüpreisoğlu Mustafa Kaptan), diğerinin adı ise İsmet’ti (kaptanı Pazarlı Babaoğlu Ahmet Kaptan). (2)
Karanlık bir ekim akşamı, gece yarısında, iki taka Haliç’ten, Ayakapı önlerinden hareket etti. Eyüp istikametine giden ve her biri 100’er tonluk olan bu motorların sesleri duyulmasın diye egzoz boruları suya batırılmıştı. Fark edilmemek için hiç kimse sigara içmiyordu. Ayrıca toplanan 80 yürekli insan, teknelerin kıçaltı ve başaltı bölümlerinde görev bekliyordu. Her iki motor da Karaağaç İskelesi’ne gelinceye kadar herhangi bir olay yaşanmadı. Hemşinli Mehmet, Ali Osman ve Tahsin Kaptan da Azapkapı’dan bir sandalla Karaağaç’taki deponun önüne gelmişlerdi.
Bu sırada cephane nöbetçisinin sesi duyuldu: “Yanaşma!”
Eyüpreis Mustafa Kaptan umursamaz bir tavırla yanıt verdi: “Denize dökülecek cephaneleri yükleyeceğim… Yabancı değiliz.” (3)
Mustafa Kaptan iskeleye atlayarak nöbetçinin koluna girdi. O, nöbetçiyi oyalarken motordakiler hızla karaya çıktılar. İlk önce nöbetçinin ağzı mendille kapatıldı. Hemşinli Abdullah, İngiliz nöbetçiyi ayaklarından yakalayıp etkisiz hâle getirdi ve bağladılar. Birkaç fedai, muhafızların kaldığı yere baskın yaparak onları da çok kısa sürede teslim aldı.
Cephaneliğin kapısını kırıp silah deposunu açtılar; ağır silahlar teknelere yerleştirilmeye başlandı. Bu sırada “Jandarma” lakaplı Hasan, esir aldıkları askerlerin gözcülüğünü yapıyordu. Yükleme işi bitince bir kaygı başladı: Esir aldıkları askerleri ne yapacaklardı? Kısa bir tartışmanın ardından onları da yanlarında götürmeye karar verdiler.
Şafak sökmeden köprülerden geçebilmek için acele ettiler. Önce Eyüpreis Mustafa Kaptan’ın Avniye motoru, ardından Babaoğlu Ahmet Kaptan’ın İsmet motoru hareket etti. Tehlikeli yolculuk başlamıştı. Önce Ayakapı’ya uğrayarak tekneleri kamufle etmek amacıyla üzerlerine brandalar ve boş meyve sepetleri yüklediler. Fedailerin bir bölümü burada karaya çıktı. Unkapanı ve Karaköy köprülerinden olaysız bir şekilde geçtiler.
Her iki motor, güneş doğarken Adalar önüne vardı. Çıkarma Karamürsel’e yapılacaktı. Sahile ilk varan İsmet motoru oldu ve halk, motordakileri coşkuyla karşıladı. Ancak cephane ve esirleri taşıyan Avniye motoru görünürlerde yoktu; Darıca önlerinde arızalanmıştı. Gemidekilerden Karamürselli İsmail, “İleri gidemiyoruz, ortalık aydınlanacak ve yakalanacağız. Bari cephaneyi denize dökelim,” dedi. Mustafa Kaptan soğukkanlılıkla, “Dediğini yaparız ama önce motoru çalıştırmayı deneyelim,” diye karşılık verdi. Sonuçta arıza giderildi.
Bir süre sonra onlar da Karamürsel sahiline vardılar. Silah ve cephaneler hızla boşatıldı. Halk, mürettebatı çılgınca kucakladı; tutsaklar ise ilgililere teslim edildi.
Bir gün sonra İstanbul gazeteleri, Karaağaç Deposu soygununu büyük puntolarla haber yaptı. Her iki motor, on gün sonra meyve ve sebze yüklü olarak Haliç’e geri döndü. İngiliz makamları büyük bir çaresizlik içindeydi ancak yapabilecekleri hiçbir şey yoktu. (3)
Kaynakça:
Bu Vatan Böyle Kazandı – Erol Mütercimler
İki Devrin Perde Arkası – Hüsamettin Ertürk
Kulağım Karadeniz’de – Kemal Anadol
Diğer Yazarlar
İstanbul’da Karaağaç Cephaneliğine Baskın
* Bu köşe yazısının tüm hakları Pazar Umut Haber'e ait olup işbu yazının ve resimlerin, kaynak gösterilmeksizin kısmen/tamamen izin alınmaksızın yeniden yayımlanması yasaktır.
