Türkiye’de bazı yalanlar vardır.
Ne kadar çürütülürse çürütülsün, ne kadar belge ortaya konulursa konulsun yeniden dolaşıma sokulur. Çünkü bazı çevreler için gerçeklerin değil, ezberlerin cazibesi vardır.
İşte bu ezberlerin en yaygınlarından biri de şudur:
“Atatürk camileri kapattı…”
“İnönü camileri ahır yaptı…”
Aradan geçen onlarca yıla rağmen aynı iddialar, aynı propagandalar, aynı suçlamalar…
Peki gerçekten öyle mi?
Yoksa tarihî gerçekler bambaşka bir şey mi söylüyor?
ÖNCE BÜYÜK RESME BAKALIM
Bir an için düşünelim…
Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarının önderliğinde verilen Kurtuluş Savaşı kazanılmasaydı bugün Anadolu nasıl bir yer olurdu?
Bir zamanlar Osmanlı toprağı olan Balkan şehirlerine bakın.
Yüzyıllarca ezan sesi yükselen nice şehirde bugün camilerin önemli bir bölümü ya ortadan kaldırılmış ya da farklı amaçlarla kullanılmaktadır.
Kimisi kilise yapılmış…
Kimisi depo olmuş…
Kimisi tamamen yıkılmıştır.
Atalarımızın bıraktığı nice eser tarihin karanlığına gömülüp gitmiştir.
Peki aynı kader Anadolu’nun başına gelseydi?
Bugün minarelerden ezan sesi yükseliyor olur muydu?
Camilerimiz ayakta kalabilir miydi?
Mukaddes emanetlerimizi koruyabilir miydik?
Dinimizi özgürce yaşayabilir miydik?
Kurtuluş Savaşı’nın en büyük sonuçlarından biri yalnızca vatan topraklarını kurtarması değildir.
Aynı zamanda bu milletin tarihî, dinî ve kültürel mirasını da korumuş olmasıdır.
Cumhuriyet’in ilk Diyanet İşleri Başkanı Rifat Börekçi’nin Atatürk’ün vefatı üzerine söylediği şu söz boşuna değildir:
“Mustafa Kemal’in cenaze namazını, tertemiz hâle getirdiği vatanın her karış toprağında kılabilirsiniz.”
CUMHURİYET HARABELER ÜZERİNDE KURULDU
Cumhuriyet kurulduğunda ortada bugünkü Türkiye yoktu.
Yıllarca süren savaşların ardından yakılmış köyler, yıkılmış şehirler, harap olmuş okullar, çökmüş köprüler ve tahrip edilmiş ibadethaneler vardı.
İşte Atatürk’ün devraldığı tablo buydu.
Şimdi şu soruyu soralım:
Camilere düşman olduğu söylenen bir lider böyle bir ortamda ne yaptı?
1 Mart 1923 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde yaptığı konuşmada şu bilgileri verdi:
Geçen bir yıl içerisinde;
126 cami ve mescit,
31 medrese ve mektep,
22 çeşme ve suyolu,
175 vakıf eseri,
26 hamam
onarılmıştı.
Dikkat ediniz…
Sadece bir yıl içinde 126 cami ve mescit.
Şimdi vicdan sahibi herkes şu soruya cevap versin:
Camileri kapatmak isteyen bir yönetim neden yüzlerce camiyi onarsın?
ATATÜRK KENDİ CEBİNDEN CAMİ YAPTIRDI
Atatürk’ün yalnızca devlet bütçesiyle değil, şahsen de camilere yardım ettiği bilinmektedir.
Eskişehir Mihalıççık’ta Yunan işgali sırasında harap olan caminin yeniden yapılabilmesi için kendi cebinden 5 bin lira yardım göndermiştir.
O günün şartlarında oldukça yüksek olan bu miktar sayesinde cami yeniden inşa edilmiştir.
Bugün halk arasında hâlâ “Atatürk Camii” olarak bilinmektedir.
Bir tarafta “cami düşmanı” suçlaması…
Diğer tarafta kendi parasıyla cami yaptıran bir Cumhurbaşkanı…
Takdir okuyucunundur.
ÇANKAYA’YA CAMİ DÜŞÜNEN ATATÜRK
Kazım Karabekir’in hatıralarında dikkat çekici bir bilgi yer alır.
Karabekir, Atatürk’ün Çankaya’da çift minareli büyük bir cami yaptırmayı düşündüğünü anlatmaktadır.
Bu düşünce dönemin gazetelerine kadar yansımıştır.
Demek ki yıllardır anlatılan bazı hikâyelerle tarihî gerçekler arasında ciddi bir fark bulunmaktadır.
TARİHÎ CAMİLERİN KORUNMASI İÇİN VERİLEN TALİMATLAR
22 Mart 1931 tarihinde Atatürk, Başbakan İsmet İnönü’ye gönderdiği telgrafta Konya’daki tarihî eserlerin acilen onarılmasını istemiştir.
Alaeddin Camii…
Karatay Medresesi…
Sahip Ata Camii…
Ve daha niceleri…
Çünkü gecikme hâlinde bu eserlerin tamamen yok olacağından endişe etmektedir.
9 Aralık 1931 tarihli Eyüp Camii’nin tamir kararında da Atatürk’ün imzası bulunmaktadır.
“CAMİLERİ AHIR YAPTILAR” İDDİASININ GERÇEĞİ
Bu iddianın dayanağı olarak yıllardır aynı gazete kupürü dolaştırılır.
20 Nisan 1936 tarihli Cumhuriyet gazetesinde şu başlık yer alır:
“Bu ne insafsızlık? Seferihisar’da tarihî bir cami ahır yapılmış.”
Fakat çoğu kişi haberin devamını okumaz.
Çünkü okuduğu anda propaganda çöker.
Haberde camiyi CHP’nin ahır yaptığı yazmaz.
Tam tersine, dönemin İzmir Müze Müdürü tarihî caminin kötü durumda olduğunu tespit etmekte ve kurtarılması gerektiğini belirtmektedir.
Söz konusu Kasım Çelebi Camii, Yunan işgali sırasında zarar görmüş eserlerden biridir.
Cumhuriyet yönetimi ise camiyi tespit eden, koruma altına alan ve 1936 yılında onararak yeniden ibadete açan taraftır.
Ama nedense bu kısım pek anlatılmaz.
AĞA CAMİİ’Nİ KİM KURTARDI?
Beyoğlu’ndaki Ağa Camii’nin hikâyesi de oldukça ilginçtir.
1922 yılında, yani Cumhuriyet henüz kurulmadan önce, Osmanlı Devleti’nin son döneminde caminin arsasına apartman yapılması amacıyla satılması gündeme gelmiştir.
Toplumun tepkisi üzerine bu girişim durdurulmuştur.
Cumhuriyet döneminde ise cami restore edilerek korunmuştur.
Yani bugün ayakta olan eserlerden biri daha Cumhuriyet döneminde kurtarılmıştır.
YÜZLERCE CAMİ RESTORE EDİLDİ
Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi yüzlerce belgeyle doludur.
Selimiye Camii…
Sultanahmet Camii…
Süleymaniye Camii…
Muradiye Camii…
Rüstem Paşa Camii…
Mihrimah Sultan Camii…
Nusretiye Camii…
Küçük Ayasofya Camii…
Bunlar yalnızca birkaç örnektir.
1924-1935 yılları arasında çok sayıda tarihî cami ve vakıf eseri onarılmıştır.
1941 tarihli İktisadi Yürüyüş dergisine göre ekonomik sıkıntılara rağmen tarihî eserlerin korunması için yaklaşık 1 milyon liralık kaynak ayrılmıştır.
Demek ki mesele camileri kapatmak değil, onları yaşatmaktır.
İNÖNÜ DÖNEMİ VE MUKADDES EMANETLER
İsmet İnönü hakkında da yıllardır benzer iddialar ortaya atılmaktadır.
Oysa tarihî belgeler farklı bir tablo göstermektedir.
1942 yılında İkinci Dünya Savaşı bütün şiddetiyle devam ederken İstanbul’un bombardımana uğrama ihtimali ortaya çıkmıştır.
Bunun üzerine Topkapı Sarayı’ndaki Mukaddes Emanetler ve paha biçilmez tarihî eserler güvenlik amacıyla Niğde’ye taşınmıştır.
391 sandık dolusu emanet;
Ak Medrese’de,
Sarı Han’da
özel güvenlik tedbirleri altında muhafaza edilmiştir.
Savaş tehlikesi ortadan kalkınca da yeniden İstanbul’a getirilmiştir.
Ortada ibadete kapatılan cami yoktur.
Ortada milletin tarihî ve dinî mirasını koruma sorumluluğu vardır.
TARİHÇİLİK BELGEYLE YAPILIR
Elbette Cumhuriyet’in ilk yıllarında bazı camiler tasnif edilmiş, bazı yapılar farklı amaçlarla değerlendirilmiştir.
Bunlar tartışılabilir.
Eleştirilebilir.
Ancak birkaç münferit örnekten hareketle Cumhuriyet’in kurucu kadrolarını “cami düşmanı” ilan etmek tarihçilik değildir.
Çünkü aynı dönemde yüzlerce cami onarılmış, yüzlerce vakıf eseri korunmuş ve gelecek kuşaklara aktarılmıştır.
SON SÖZ
Atatürk’ü de İnönü’yü de eleştirebilirsiniz.
Ancak bunu belgeyle, bilgiyle ve tarihî gerçeklerle yapmak gerekir.
Çünkü yalan ve iftira üzerine tarih inşa edilemez.
Bugün ezan sesleri bu topraklarda özgürce yankılanıyorsa…
Camilerimiz ayaktaysa…
Mukaddes Emanetler hâlâ milletimizin göz bebeği olarak korunuyorsa…
Bunun temelinde önce Kurtuluş Savaşı’nın zaferi, ardından da Cumhuriyet’in bütün yokluklara rağmen yürüttüğü koruma ve onarım mücadelesi vardır.
Tarihî şahsiyetleri siyasi görüşlerimizin veya ideolojik tercihlerimizin değil, tarihî gerçeklerin ışığında değerlendirmek zorundayız.
Aksi hâlde Atatürk’ün şu uyarısındaki tehlike ortaya çıkar:
“Tarih yazmak, tarih yapmak kadar önemlidir. Yazan, yapana bağlı kalmazsa değişmeyen hakikat insanlığı şaşırtacak bir mahiyet alır.”
Tarih karşısındaki sorumluluğumuz; önyargıya değil belgeye, söylentiye değil hakikate dayanmaktır.
KAYNAKLAR
Cumhuriyet Gazetesi, 20 Nisan 1936, “Bu Ne İnsafsızlık? Seferihisar’da Tarihî Bir Cami Ahır Yapılmış” başlıklı haber.
Mustafa Kemal Atatürk, TBMM 4. Toplanma Yılını Açış Konuşması, 1 Mart 1923. (Evkaf Vekâleti tarafından bir yıl içinde 126 cami ve mescidin onarıldığına ilişkin açıklama).
T.C. Vakıflar Genel Müdürlüğü, Atatürk ve Vakıflar. Atatürk’ün vakıf eserleri ve tarihî camilerin korunmasına ilişkin görüş ve uygulamaları.
Sinan Meydan, El-Cevap.
Sinan Meydan, Cumhuriyet Tarihi Yalanları.
Kazım Karabekir, Hayatım ve Hatıralarım.
İlber Ortaylı, Cumhuriyet’in İlk Yüzyılı.

“Camiler ahır yapıldı” bu yalanını duydum, zaten yaş itibari ile görmem mümkün değil.
fakat bu gözler yol uğruna 1737 yılında yapılan 1. dünya Savaşı’nda zarar gören yaklaşık 300 yıllık caminin bir yol uğruna yıkıldığını sonra başka bir yere taşındığını gördü! herkes gördü!
ama kimse camiyi niye yıkıyorsunuz diye ne eylem yaptı ne konuştu. çünkü herkesin keyfi yerindeydi.
yani insanoğlunun inanmak istediği şeyin gerçek yada yalan olması önemli değil. önemli olan aidiyet duyduğu topluluktan menfeatinin kesilme korkusudur. arzu ettiği hedefe o yalan üzerinden ulaşmak istemesidir. haram olsa bile.
biz bu toprağı bize vatan kılan komutan Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarını şehitlerimizi hep yad etmeye devam edeceğiz.
teşekkürler hocam
Kıymetli değerlendirmeniz ve katkınız için çok teşekkür ederim. Tarihî olayları önyargılarla değil, belge ve gerçeklerle değerlendirmek hepimizin sorumluluğudur. Atatürk’ü, silah arkadaşlarını ve bu vatan için can veren tüm şehitlerimizi saygı, rahmet ve minnetle anıyoruz. Sağ olun, var olun.
Keşke herkes sizin gibi düşünüp sizin gibi gerçekleri yazsaydi ağzınıza elinize sağlık olsun iyiki sizin gibi ogretmenler var bu dünyada.
Ahmet teşekkür ediyorum, sağ ol. İlginiz ve duyarlılığınız çok değerli.
Güzel sözleriniz ve nazik değerlendirmeniz için çok teşekkür ederim Deniz. Yazılarımı okuyan, sorgulayan ve tarihî gerçeklere ilgi duyan değerli okurlar oldukça yazmaya devam etmek için daha fazla güç buluyorum. Amacım; belgeye, bilgiye ve akla dayalı bir bakış açısını paylaşabilmek. Köşe yazılarının bir gün kitaplaşması hâlinde ilk okuyucularından biri olacağınızı bilmek ayrıca mutluluk verici. İlginiz, desteğiniz ve güveniniz için gönülden teşekkür ederim. Sağ olun, var olun.
Teşekkürler hocam iyi konulara değindiniz
Sayın başkan teşekkür ediyorum, sağ olun.
Anca laf söylemek için onu bunu derler zaten. Bizim ise bunlara verecek cevabımız olmalı ve sizin sayenizde kısa köşe yazıları ile bilgi sahibi oluyoruz. Çok değerli. İleride bu köşe yazıları kitap haline gelirse ilk alıcısı ben olacağım:) Ağzınıza sağlık öğretmenim, hep var olun.