Kurtuluş Savaşı denildiğinde akla önce cepheler gelir.
Doğuda Ermeniler, güneyde Fransızlar ve iş birlikçileri Ermeniler, Batı Cephesi’nde ise emperyalizmin uşakları Yunanlılar…
Ancak Mustafa Kemal Paşa liderliğinde Türk milletinin verdiği mücadele yalnızca cephedeki düşman ordularına karşı değildi. O günlerde görünmeyen bir savaş daha yaşanıyordu. Bu savaş, işgalci güçlerin casuslarına, provokatörlerine ve ajanlarına karşı verilen bir mücadeleydi.
Milli Mücadele daha yolun başındayken İngiltere, Anadolu’da yükselen direnişin sıradan bir ayaklanma olmadığını anlamıştı. Bu hareketin merkezinde, imparatorluğun küllerinden özgür ve bağımsız yeni bir devlet çıkarmaya çalışan bir lider vardı: Mustafa Kemal Paşa.
O hâlde İngilizler için kaçınılmaz hedef, Anadolu’daki millî uyanışın önderini şu veya bu şekilde etkisiz hâle getirmekti.
İşte bu amaçla devreye İngiliz casusu Mustafa Sagir sokuldu.
Mustafa Sagir, Hindistanlı bir Müslümandı. Ancak onu farklı kılan şey dini veya kökeni değildi. Küçük yaşlardan itibaren İngiliz istihbaratı tarafından yetiştirilmiş profesyonel bir ajandı. İngiltere’de eğitim görmüş, çeşitli ülkelerde gizli görevlerde bulunmuş ve İngiliz çıkarları doğrultusunda çalışmıştı.
Anadolu’ya geliş hikâyesi ise kusursuz hazırlanmış bir senaryoyu andırıyordu.
Kendisini Hint Hilafet Cemiyeti’nin temsilcisi olarak tanıtıyordu. Görünürde amacı son derece masumdu. Hint Müslümanlarının Türk milletine duyduğu sevgiyi ve desteği Ankara’ya iletmek, maddi yardım sağlamak ve kardeşlik bağlarını güçlendirmek…
O günlerde Hint Müslümanlarının Milli Mücadele’ye verdiği destek bilindiğinden Ankara’nın kapıları ona açıldı. Devlet görevlileri ve halk tarafından ilgiyle karşılandı.
Fakat herkes aynı kanaatte değildi.
Mustafa Kemal Paşa, Mustafa Sagir ile yaptığı kısa görüşmenin ardından yakın çevresine dönerek şu uyarıyı yaptı:
“Dikkatli olun, mükemmel bir casus olabilir.”
Henüz ortada somut bir delil yoktu. Fakat Paşa’nın sezgileri onu yanıltmıyordu.
Gerçekten de Mustafa Sagir’in görevi yardım getirmek değildi. İngiliz yönetimi onu Ankara’nın kalbine göndermişti. Amacı; Milli Mücadele’nin lider kadrosunu yakından takip etmek, Ankara’nın sırlarını öğrenmek ve mümkün olursa Mustafa Kemal Paşa’yı ortadan kaldırmaktı.
Bu nedenle Ankara’da bulunduğu süre boyunca devlet yöneticilerinden çok farklı çevrelerle ilişki kurmaya çalıştı. Sorular soruyor, dinliyor, notlar alıyordu. Özellikle Mustafa Kemal’in günlük yaşamı, çalışma düzeni, güvenlik tedbirleri ve yakın çevresi hakkında bilgi toplamaya uğraşıyordu.
Bir süre sonra asıl hedefinin yalnızca bilgi toplamak olmadığı anlaşıldı. Paşa’yı zehirleme ihtimali üzerinde durmuştu. Ancak Mustafa Kemal’in aşçısı ve hizmetlileri son derece güvenilir kişilerdi. Bu plan işlemedi. Silahlı saldırı ihtimalini değerlendirdi. Fakat Çankaya çevresindeki güvenlik önlemleri buna da izin vermedi.
Sagir Ankara’da dolaşıyor görünüyordu.
Ama Ankara da onu izliyordu.
Mustafa Kemal’in ilk şüphesi boşa çıkmamıştı. Güvenlik birimleri ve devlet yöneticilerinin dikkatli takibi sonucunda kuşkular giderek güçlendi.
Fakat bu olayın ortaya çıkarılmasında çoğu zaman gözden kaçan çok önemli bir isim daha vardı:
Mehmet Âkif Ersoy.
Mustafa Sagir, Ankara’da güven kazanabilmek için dönemin saygın isimleriyle yakınlık kurmaya çalışıyordu. İstiklâl Marşı’nın şairi Mehmet Âkif Ersoy da bunlardan biriydi. Kendisini İslam dünyasının bir temsilcisi gibi tanıtan Sagir, Âkif’in Taceddin Dergâhı’ndaki evine sık sık gidip geliyor, onun adresini haberleşmelerinde kullanıyordu.
Ancak zamanla durum Mehmet Âkif Ersoy’un dikkatini çekmeye başladı.
Oğlu Emin Âkif Ersoy’un yıllar sonra anlattığına göre Hindistan’dan, İstanbul’dan ve Mısır’dan Mustafa Sagir adına sürekli mektuplar geliyordu. Bir gün İstanbul’dan gelen büyük bir zarfın köşesi kazara yırtıldı. İçindeki sayfaların tamamı boş görünüyordu. Bu durum Mehmet Âkif Ersoy’un şüphelerini artırdı.
Yapılan incelemede sayfaların görünmez mürekkeple yazıldığı anlaşıldı.
Böylece Mustafa Sagir’in gerçek kimliğine ulaşılmasını sağlayacak sürecin en önemli halkalarından biri ortaya çıktı.
Daha sonra ele geçirilen başka mektuplar da aynı gerçeği doğruladı. Kimyacı Naki Cevat’ın yaptığı inceleme sonucunda görünmez yazılar ortaya çıkarıldı. Bu satırlar aslında İngiliz istihbaratına gönderilen ayrıntılı raporlardı.
Artık şüphe değil, kanıt vardı.
Mustafa Sagir tutuklandı ve Ankara İstiklal Mahkemesi’nde yargılandı.
Duruşmalar sırasında yalnızca Anadolu’daki faaliyetleri değil, geçmişi de ortaya çıktı. İngilizler tarafından yetiştirildiğini, çeşitli ülkelerde gizli görevler yürüttüğünü ve Afganistan’da faaliyet gösterdiğini anlattı.
Mahkemede verdiği ifadelerde, İngilizlere karşı bağımsız bir politika izleyen Afgan Emiri Habibullah Han’ın öldürülmesi sürecinde görev aldığını da kabul etti. Böylece Ankara’da yakalanan kişinin sıradan bir ajan değil, uluslararası operasyonlarda kullanılmış tecrübeli bir İngiliz istihbarat elemanı olduğu daha net ortaya çıktı.
Ayrıca Mustafa Kemal Paşa’yı öldürmek amacıyla oluşturulan bir komitenin varlığını da kabul etti.
Mahkeme ilerledikçe olayın boyutu daha da büyüdü.
Mustafa Sagir, Hint Hilafet Komitesi tarafından toplanan milyonlarca sterlinden söz etti. İddiaya göre Mustafa Kemal İngiltere ile anlaşmayı kabul ederse bu para kendisine verilecekti. Kabul etmezse öldürülecekti.
Bu sözler Mustafa Kemal’e iletilince verdiği cevap tarihe geçti:
“Kendimde bu kadar ticari değer bulunduğunu bilmezdim.”
Mahkemenin son günlerinde Mustafa Sagir’e şu soru yöneltildi:
“Bir Müslüman olarak bu görevi neden kabul ettin?”
Verdiği cevap ise bütün maskeleri düşürüyordu:
“Bu memleketin evladı değilim, vatana ihanetle suçlanamam. Beni İngilizler yetiştirdi. Siz yetiştirmiş olsaydınız size de aynı hizmeti yapardım.”
Bu sözlerde ne pişmanlık vardı ne de vicdan muhasebesi.
Sadece efendilerine duyulan sadakat vardı.
İstiklal Mahkemesi kararını verdi.
Mustafa Sagir, casusluk faaliyetleri yürütmek ve Mustafa Kemal Paşa’ya yönelik suikast girişiminde bulunmak suçlarından idama mahkûm edildi. Karar, 24 Mayıs 1921 tarihinde Ankara Karaoğlan Çarşısı’nda infaz edildi.
Davayı takip eden Fransız gazeteci Berthe Gaulis ise bu olayı şu sözlerle değerlendirecekti:
“İslam nezdinde Britanya itibarına vurulan öldürücü darbe, Mustafa Sagir davası ile olmuştur.”
Mustafa Sagir vakası, Kurtuluş Savaşı’nın yalnızca süngüyle, tüfekle ve topla kazanılmadığını gösteren en önemli örneklerden biridir. Ankara, cephede düşman ordularıyla savaşırken içeride de düşmanların Truva atlarıyla mücadele ediyordu.
Bu olay aynı zamanda tarih boyunca değişmeyen bir gerçeği de hatırlatır:
Her düşman üniforma giymez.
Bazıları dost görünür.
Bazıları yardım getirdiğini söyler.
Bazıları kardeşlikten söz eder.
Ama amaçları aynıdır:
Milletlerin kaderini içeriden değiştirmek.
Mustafa Kemal Paşa’nın ileri görüşlülüğü, devlet kadrolarının dikkati ve Mehmet Âkif Ersoy gibi vatansever aydınların uyanıklığı sayesinde bu girişim başarısızlığa uğratılmıştır.
Eğer o gün Mustafa Sagir fark edilmeseydi, Türk Kurtuluş Savaşı’nın seyri bambaşka bir yöne evrilebilirdi.
İngilizler, Mustafa Kemal’i ortadan kaldırmaları hâlinde Milli Mücadele’nin çökeceğini düşünüyorlardı. Oysa karşılarında yalnızca bir insan yoktu. Karşılarında bir milletin bağımsızlık iradesi vardı.
Çünkü büyük mücadeleler yalnızca liderlerin omuzlarında yükselmez. Milletlerin ortak vicdanı, ortak inancı ve ortak kararlılığıyla ayakta kalır.
Mustafa Kemal Paşa’nın yıllar sonra söylediği şu söz, aslında Mustafa Sagir olayına verilebilecek en anlamlı cevaptır:
“Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır; fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır.”
Bugün Mustafa Sagir adı tarihin karanlık sayfalarında bir ihanet sembolü olarak anılırken, Mustafa Kemal, Mehmet Âkif Ersoy ve Milli Mücadele kahramanları bir milletin bağımsızlık destanının ölümsüz isimleri olarak yaşamaya devam etmektedir.
Kaynakça
Altemur Kılıç, Yeniçağ Gazetesi’nde yayımlanan Mustafa Sagir yazıları.
Emin Âkif Ersoy, Babam Mehmet Âkif: İstiklâl Harbi Hatıraları, Haz. Yusuf Turan Günaydın, Kurtuba Kitap, İstanbul, 2010.

Teşekkürler öğretmenim . M
Sagir’ler bitmez. Herzaman olacaktır. Önemli olan onu görebilmektir. Acaba günümüzün M.Sagir’i kim?
Teşekkürler hocam sayende tarihi gerçekleri Oğreniyörüz…
İlginiz için biz teşekkür ederiz, sağ olun.
Teşekkürler hocam.Fazla lafa gerek yok.Herzamanki gibi öğretici bir yazı oldu.
Sayın Bilaloğlu teşekkür ediyorum.
Vatana ihanetle suçlanamam diyor Mustafa Sagir, casus bir Müslüman olarak ama bizim kendi milletimiz Atatürk’ü bile vatana ihanetle suçlayabiliyor. Din karşıtı diyebiliyor. Ne acı.
Bugün de bilgilendik.. Ağzınıza sağlık öğretmenim:)
Teşekkür ediyorum Deniz. Atatürk gençliği olarak tarihe gösterdiğin ilgi ve duyarlılık gerçekten çok kıymetli.
Atatürk’ün ve sizin izinizden öğretmenim..🫡