İş ilişkileri insanlık tarihi kadar eskidir.Yaşanılan coğrafyanın koşullarına göre biçimlenir.Yaşamlarını sürdürebilmek için elde edilen ürünlerin, işbölümü yapan bireyler tarafından tüketildiğiuzun bir dönem geçmiştir. Daha sonra el tezgahlarının olduğu atölyeler, yeni enerji güçlerin etkisiyle teknolojiye dayalı makinelerin kullanıldığı Sanayi Devrimi’nde farklılaşan iş ilişkileri içinde kadın emeği tanımlanması, ücretlendirilmesi gibi sorunları günümüze kadar gelmiş ve devam etmektedir.
Sanayi Devrimi ve sonrasında emek sürecine katılan kadının işverenler tarafından “uysal”, “itaatkâr”, “yönetilebilir” olarak düşünmelerinin ya da düşündürülmesinin değişmezliği kapitalizmin dayanaklarından biri olmuştur.
Gelişen üretim araçları ve teknikleri sayesinde sanayileşme,tarım ve hayvancılıkla uğraşan pek çok kişiyi ve çeşitli zanaat kollarında usta ve kalfa statüsünde çalışanları vasıflı, vasıfsızbireyler olarak fabrikalara çekmiş, sosyal tarih içinde kadın erkek ve çocukların bulunduğu işçi sınıfı ortaya çıkartmıştır.
Üretim, önceki dönemde olduğu gibi bedensel güce dayalı olduğu kabul görülmektedir. OECD araştırmalarına göre itme, çekme kaldırma, çevirme, taşıma, bükme gibi fiziksel iş görme kapasitesi % 30 kadının erkeğe göre daha az olduğu belirtmiş. Diğer yandan %70 aynı olduğuna göre aradaki yüzde 30’luk farkın da üretim tekniğindeki gelişmeler kadının iş gücünden yararlanılabilecek kadar basitleşmesi idi.Bu durumdakadın ve erkek emekçilerin ürettiği değer eşit olması gerekirdi.
Gelişen üretim tekniği kadının fiziksel gücünün yetersizliğini mi tamamlıyordu? Hayır!.. Aslında erkeğin yükünü hafifletiyordu.
İşveren üretim maliyetleri içinde işgücünün payını azaltmak içinyetişkin erkek gücüne göre daha kolay “yönetilebilir” ve daha “uysal” olduğu düşünülen kadınının emek gücünü önemsiyor, ücretlendirme kısmına geldiği zaman kadın emekçilerin sözde fiziksel yetersizliğini ileri sürerek kadını itaat altına almaya zorluyordu.Kayıt dışı çalıştırılıp, herhangi bir sorun, evlilik, hamilelik, çocuk bakımı, karşısında işten çıkarılabilme yolunu kullandıkları görülmüştür. Sermaye ve bileşenleri için temel sorun kadının çifte iş yükü taşımasıdır.
Kapitalizm, sisteminin sorgulanmasını istemez. Sermaye yanlısı kapitalist ekonomik sistem, kadın iş gücünün ekonomik değerinin çok iyi farkındadır. Sermaye karşısında kadın emeğinin ve erkek emeğinin birlikte hareket etmesini istemez. Bu yüzden de kadın sorunlarını erkek kaynaklı olduğunu temellendirmeye çalışır.Kadınların yaşamış olduğu düşük ücret gibi ekonomik ve diğer sosyal sorunların kaynağının erkek olduğu dayatması ve yalanını her tür platformlarda dillendirir. Sözde “uysal”, “yönetilebilen”, fiziksel iş kapasitesi zayıf kadın karşısına yine sözde bu özellikleri taşımayan hatta “ezen” erkeği çıkartarak, kadın ve erkek arasındaki çelişki varmış gibi derinleştirir.
Kadınların sorunlarının kaynağı erkek değil, kendini aklamaya çalışan sistemin kendisidir. “Fiziksel gücü yetersiz”, “yönetilebilen”, “uysal” kadın tanımlamasını yine sistemin kendisi yapmakta, üretilen değeri yok sayarak ücretleri aşağıya çekmektedir.
Fiziksel iş görme kapasitesi, çalışma ortamı, teknik donanım, kullanılan malzemeler, ilgi ve yeteneklere ve özellikle de coğrafi ve iklim koşullara göre değişebilmektedir, eğimli dağlık arazilerdeki kadının fiziksel iş görme kapasitesi ile eğimi az ovalık arazilerdeki erkeğin fiziksel iş görme kapasitesi de tartışma konusu olabilmektedir. Bu bağlamda çay ve yaşamları için gerekli olan aile içi tüm emek süreçlerinde yöremiz kadınlarının fiziksel iş görme kapasitesi de yadsınamaz bir gerçekliktir.
Fiziksel ve zihinsel işgücüyle değer üreten kadın ve erkeğin geçmişte birlikte verdiği emek mücadelesine selam olsun. Daha güçlü direnişlerin olduğu yarınlar dileklerimle 1 Mayıs İşçi ve Emekçi Bayramı’nızı kutluyorum.
