“Halifelik Lozan’ın Gizli Maddesi miydi, Yoksa Bir Asırlık Bir Yalan mı?”
“Mermeri delen damlaların şiddeti değil, sürekliliğidir.” İnatla ve ısrarla yüzyıldır tekrarlanan yalanlar, çoğu zaman tarihî gerçeklerden daha ilgi çekici ve inandırıcı olabiliyor.
Bunlardan biri de “Lozan’ın gizli maddeleri” masalıdır.
Aradan yüz yılı aşkın zaman geçti. Hâlâ ortada tek bir belge yok. Ama yalanlar çok.
Bugün hâlâ “İngiltere, hilafetin kaldırılması karşılığında Lozan’ı onayladı.” diyenler var.
Peki gerçekten öyle mi?
O zaman şu soruya cevap versinler:
İngiltere hilafeti kaldırmak istiyorduysa bunu neden Lozan’da şart koşsun?
Neden Sevr’e koymasın?
Sevr, Osmanlı Devleti’nin idam fermanıydı. Anadolu parçalanıyor, Türk milleti esarete mahkûm ediliyordu. Böyle bir antlaşmaya hilafeti kaldıran bir madde eklemek son derece kolaydı.
Ama yok!
Çünkü İngilizlerin derdi hilafeti kaldırmak değil, gerektiğinde kullanmaktı. Nitekim Kurtuluş Savaşı boyunca İstanbul’daki halife-padişahı Kurtuluş Savaşı aleyhine kullanıp Türk’ün Millî Mücadelesi’ni boğmak için Osmanlı halifesini emellerine alet etmiştir.
Halifenin emir ve istekleri doğrultusunda Kurtuluş Savaşı kahramanları aleyhinde idam fetvaları yayımlanmış, Anadolu halkı TBMM’ye karşı isyana teşvik edilmiştir.
Tarih bize gösteriyor ki hilafet makamı, öyle iddia edildiği gibi İslam dünyasını ortak hedefler doğrultusunda birleştiren önemli bir işlev de görmüş değildir.
Nitekim Birinci Dünya Savaşı sırasında bunu yaşadık.
Halifenin cihat çağrısı İslam dünyasını ayağa kaldırmadı. Şerif Hüseyin İngilizlerle iş birliği yaptı. Arap İsyanı başladı. Binlerce Müslüman, Osmanlı askerine karşı İngiliz saflarında savaştı.
Demek ki bazı çevrelerin bugün anlattığı gibi bütün Müslümanları peşinden sürükleyen bir hilafet gerçeği yoktu.
Daha ilginç olan ise şudur:
Bugün “İngilizler hilafeti kaldırttı.” diyenler, İngilizlerin uşaklığını yapan Ağa Han ile Seyyid Emir Ali’nin Ankara’ya gönderdikleri mektupları görmezden gelir.
Bu isimler hilafetin kaldırılmasını değil, güçlendirilmesini istiyordu.
Bu ajanlar İngilizlere rağmen mi halifeliği koruma ve güçlendirme faaliyeti yürütüyorlardı?
Şimdi soralım:
Hilafeti kaldırmak isteyen İngiltere, neden hilafeti korumak için adamlarını devreye soksun?
Bu sorunun cevabı yok.
Çünkü cevap, komplo teorisini çökertiyor.
Gerçek şu ki Lozan 24 Temmuz 1923’te imzalandı. Hilafet 3 Mart 1924’te kaldırıldı. İngiltere’nin onay süreci ise kendi iç siyasi hesapları ve hükümet değişiklikleri nedeniyle gecikti.
Ayrıca emperyalist İngilizler, yeni Türkiye’nin uzun ömürlü olmayacağını, ilk sarsıntıda yıkılacağını veya en azından Kemalist yönetimin iktidardan düşeceğini ve yerine İngiliz yanlısı bir hükümetin kurulacağını düşünüyorlardı.
Bu nedenle Türkiye ile ilgili birçok işi bilerek ağırdan aldılar.
Örneğin Türkiye Cumhuriyeti’ni diplomatik olarak tanımadılar. Başkentin Ankara’ya taşınmasına rahatsızlık duydular. Uzun süre Ankara’ya büyükelçi göndermediler. Hatta Türkiye Cumhuriyeti’nin büyükelçi göndermeye değmeyecek kadar küçük ve önemsiz bir devlet olduğunu ileri süren değerlendirmeler yaptılar.
Bu arada İngiltere, Türkiye Cumhuriyeti’ne yönelik kışkırtmalarını da sürdürdü. Ayrıca uzun yıllar boyunca Türkiye Cumhuriyeti’ne tek kuruş kredi vermedi.
İşte İngiltere’nin Lozan Antlaşması’nın onayını geciktirmesini bu açıdan değerlendirmek gerekir. İngilizler, Türkiye Cumhuriyeti’nin kısa sürede çökeceğini ve böyle bir durumda Lozan’ı onaylamaya gerek kalmayacağını düşündükleri için antlaşmanın onayını yaklaşık bir yıl geciktirmişlerdir.
Lozan’ın imzalanması ve hilafetin kaldırılması farklı süreçlerdi.
Asıl mesele şudur:
Türkiye Cumhuriyeti bir ümmet imparatorluğu değil, millî egemenliğe dayanan bir devletti.
Egemenliğin kaynağı hanedan değil milletti.
Cumhuriyet ile hilafet arasında kaçınılmaz bir tercih yapılacaktı.
Tercih milletten yana kullanıldı.
Bugün Lozan’ın gizli maddelerinden söz edenler belge gösteremiyor.
Ama Lozan’ın tam metni ortada.
TBMM tutanakları ortada.
Araştıran gerçeği görüyor.
Araştırmayan ise efsanelere sığınıyor.
Sonuç mu?
Lozan’ın gizli maddeleri bulunamadı; çünkü hiç olmadı. Ama o gizli maddelere inananların tarih okumadığı çok açık.
Kaynakça
Bilal N. Şimşir, Lozan Telgrafları
İsmet İnönü, Hatıralar
Sina Akşin, Kısa Türkiye Tarihi
Cengiz Özakıncı, Türkiye’nin Siyasi İntiharı
TBMM Zabıt Cerideleri (1923-1924)
Sinan Meydan, Lozan: Onurlu Barış

Kaleminize ve emeğinize sağlık Demir Ali Hocam.Yazılarınızı fırsat buldukça okumaya değerli bılgilerınızden yararlanmaya çalışıyorum.Tarihe dair yıllardır konuşulan iddiaları belge ve kaynaklar ışığında ele almanız gerçekten takdire şayan. Bilgi kirliliğinin bu kadar yaygın olduğu bir dönemde, araştırmaya dayalı ve düşündüren yazılarınız okuyucular için önemli bir rehber oluyor. Farklı görüşler olsa da, tarihî meselelerin söylentilerle değil, belgeler ve bilimsel yöntemlerle değerlendirilmesi gerektiğini bir kez daha hatırlatıyorsunuz.
Bu değerli çalışmanız için sizi tebrik ediyor, araştırmacı kimliğiniz ve tarafsız yaklaşımınızla daha nice nitelikli yazılar kaleme almanızı diliyorum. Emeğiniz için teşekkür eder, başarılarınızın devamını dilerim.
Hocam takipteyim
İsmail, Atatürkçü, vatansever ve milliyetçi biri olarak sana yakışan da özellikle yakın tarih olmak üzere tarihî konulara ilgi duymandır. Takip etmeye devam et; çünkü yol, Atatürk’ün yoludur. Teşekkür ediyorum.
Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana yıllarca masallar ve gerçek dışı hikayelerle milletin zihnini bulandıran sömürge ve aparatları müslüman coğrafyasın da huzur bırakmamış, kan gölüne çevirmiştir. Aramızda ki farkı Görmez misiniz?
Bugün Lozana hezimet diyenler İran’a ıraka Suriye’ye Lübnan’a Mısır’a bakıp ders almaları gerekirken 103 yıl önce imzalanmış Lozan Barış Antlaşmasının, milletimizin bağımsızlık iradesinin olduğunu tüm dünyaya kabul ettiren ve vatanımızın tapu senedi olarak nitelendiren tarihî bir belge olduğunu görmezler kıskanırlar ve yıkmak isteyenlerden oluşmaktadır. Ucu kime dokunursa dokunsun
Teşekkür ederim sayın Vatandaş.Tarihe sloganlarla değil, belge ve gerçeklerle bakmak gerekir. Lozan, Türk milletinin bağımsızlık iradesini dünyaya kabul ettiren tarihî bir başarıdır. Geçmişten ders alıp gerçekleri savunmaya devam edeceğiz. Saygılarımla.
Emperyalizmin en önemli silahı inanç üzerinden halkı manipüle etmektir.Burdan bakarak ingilterenin hilafetin kaldırılmasını değil bilakis kalmasını istemesi gerekir ki bence öylede olmuştur. Kalemine sağlık.
Teşekkür ederim. Tarihî veriler de bu konuda oldukça dikkat çekicidir. Emperyal güçler çoğu zaman dinî kurumların ortadan kalkmasını değil, kendi çıkarları doğrultusunda kullanılmasını tercih etmişlerdir. Bu nedenle meseleye sloganlarla değil, belgeler ve tarihî gerçekler ışığında bakmak gerekir. Saygılar abi.
Sayın hocam Yakın tarihimizle ilgili kasıtlı yalan yanliş bilgilerin ulu orta sosyal medyada kasıtlı olarak devamli servis edilmesi Türk duşmanlarının işi olsada üllkemiz ve bölgemiz için emperyal senaryolara karşı dırençlı duruşunuz. Tarih bilgilerınızin aydınlık ışığıyla toplumu aydinlatmaniz teşekküre layık bir faaliyettir Türk milliyetçisi bir aydın olarak gördüğüm şahsinizi tebrık eder başarılar dilerim.
Nazik sözleriniz ve kıymetli desteğiniz için gönülden teşekkür ederim. Tarihî gerçekleri, belge ve kaynaklara dayanarak anlatmaya çalışmak bizler için bir tercih değil, aynı zamanda bir sorumluluktur. Milletimizin hafızasını diri tutmak ve genç kuşaklara doğru bilgileri aktarmak hepimizin görevidir.
Takdir ve teşvik edici mesajınız benim için çok değerlidir. Ülkemizin birliği, milletimizin geleceği ve tarihî gerçeklerin doğru anlaşılması adına elimizden geldiğince çalışmaya devam edeceğiz.
Güzel dilekleriniz için tekrar teşekkür ediyor, sağlık ve mutluluk diliyorum abi.