Altın: 6.721,17
Dolar: 47,78
Euro: 55,18
BIST: -
12.7 C
Rize

İ. Metin Atasaral

metinatasaral@hotmail.com


Diğer Yazarlar

Lozan Konferansı Sürecinde Mektuplar ve Telgraflar

Lozan Barış Konferansı, 21 Kasım 1922’de başladı ve 4 Şubat 1923’te kesintiye uğradı. Bu birinci dönem 76 gün sürdü. İkinci dönemse 23 Nisan 1923’te başladı ve 24 Temmuz 1923’e kadar devam etti. İki dönemin toplamı 168 gün sürdü. Bu Lozan mektupları ve telgrafları, kader birliği yapmış iki kişi arasındaki ilişkileri gerçek manada anlatan belgelerdir.

​Konferansın resmen başlamasından 20 gün sonra İnönü, Atatürk’e ilk telgrafını gönderdi. Bu telgraf, barış konferansının genel durumunu ve tıkanan noktaların özetini içermekteydi. Özetle şöyledir:

Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Paşa Hazretleri’ne:

  • ​Sağlığınız ile ilgili bilgilerinizi istirham ederim.
  • ​Temel sorunda hepsinde tıkandık kaldık.
  • ​Boğazlardan savaş gemilerinin geçmesini tehlikeli görmüyorlar.
  • ​Boğazlardan savaş gemilerinin geçmesini konferansın kesilme nedeni olarak görüyorum.
  • ​Musul işi ağırdır.
  • ​İşlerimiz olağanüstü ise de görevi iyi yapmak gayreti, kuvvet kaynağımızdır. Aziz reisim ve başkomutanım.

​Atatürk, 12 Aralık 1922 günü yanıt veriyor:

  • ​Sağlığım çok iyidir.
  • ​Müzakereleri başarıyla yönettiğiniz herkesçe açık görünmektedir.
  • ​Bütün raporlarınızı okuyorum. Bana yaptığınız özeti inceledim. Bakanlar Kurulu’nun son talimatını gördüm.
  • ​İstanbul ve Marmara’nın güvenliğini esas itibarıyla kabul etmek istedikleri anlaşılıyor. Kapitülasyonlar konusunda açıklık ve kesinlik görünmedikçe diğer sorunlarda çok dikkatli davranılmasını, nerede durmak gerektiğini parlak zekânız ve yanılmayan değerlendirmeniz kestirebilir. Hararet ve sevgiyle gözlerinizden öperim sevgili kardeşim. MUSTAFA KEMAL

​Lozan’da Sıkıntılı Günler

​Lozan’da sıkıntılı günlerin başladığı anlaşılıyor. Nitekim İnönü, 23 Aralık 1922 tarihli telgrafında şunları yazmıştır:

  • ​Lehimize insanca karar vereceklerinden şüpheliyim. Bu nedenle konferansın kesilmesi beklenilmelidir. Geri çekilmeyeceğiz, durum ağırdır.

​Bu telgraftan önce İnönü’nün 19 Aralık 1922 tarihli mektubu, Atatürk ve İnönü ilişkisini en iyi anlatan belgelerden biridir:

​”Aziz kahramanım, reisimsiz ve kardeşim…”

  • ​15 Aralık raporunu bitirdim, saat sabahın 4’ü. Benim güzel paşam, bilmezsin, şu anda bilemezsin ne kadar özlemim vardır.
  • ​Bana ordudan bilgi veriniz. İçinde bulunduğum durumu ve bundan ne kadar sıkıldığımı eksiksiz anlarsınız. Rahat olmanız için söyleyeyim ki iyi çalışıyoruz. Kurulumuzda uyum ve düzen vardır. Ciddiyetle çalışıyoruz. Raporumu okursunuz. Sevgili kumandanım, sizleri ne zaman göreceğim? Gözlerinden öperim. Çok laubaliliğimi affet, çok özledim.

​Bu ifade, İnönü’nün içinde bulunduğu durumun dışa vurumudur. İnönü, üç gün sonra 22 Aralık 1922’de Atatürk’e bir telgraf gönderir:

​”Birkaç gündür ziyadesiyle gerginlik hüküm sürüyor. Saat üç, raporumu bitirdim. Birkaç saat istirahat edeceğim. Nasılsınız, bize kuvvet ver şanlı Gazi. Görüştüğümüz zaman saçlarımı bembeyaz, yaşımızı da on yıl ileri bulacaksın.”

​Konferansın başlamasının üzerinden henüz bir ay geçmiştir. Mustafa Kemal’in 26 Aralık 1922’de İnönü’ye yazdığı mektup son derece önemlidir. Bu mektuplar, haftalık kurye ile gönderiliyordu:

​”Mektubunu derin bir özlemle okudum. Kalbimde yankılarını duydukça ne kadar mutlu oluyorum. Seni ne kadar özlediğimi bilmem tahmin edebilir misin?

Parlak ve başarılı bir sonuçla dönüşünüzü düşünerek teselli buluyorum. Orada kazandığın saygın yeri ve dünyaya gösterdiğin kudret, zekâ ve yeteneği mutlulukla seyrediyorum.

Mecliste bazı akımlara karşı sürekli uyanık ve izler durumda olmak zorunluluğu beni çok üzüyor. Bir tarafa ayrılamıyorum. Halifeye saltanat hukuku vermek hevesinde bulunan gezgincilerin içten içe girişimleri bana azap veriyor. Hasretle gözlerinden öperim çok kıymetli kardeşim İsmet.”

Başkumandan Mustafa Kemal

​Mustafa Kemal’in bu mektubu son derece içten, övücü ve özendiricidir. Yakın güven duygusunu belgelemektedir.

​1923 Krizi ve Lord Curzon Baskısı

​Bu tarihlerde Atatürk yurt içi gezilerine çıkar. Bu sırada Lozan’da işler tam anlamıyla krize doğru gitmektedir. Lord Curzon’un liderliğinde bütün Avrupa devletleri İnönü’yü baskı altında tutmaktadır. İşte bu ortamda 23 Ocak 1923’te İnönü’den Atatürk’e gelen telgraf, bu havayı keskin köşeleriyle anlatıyordu:

​”Curzon bütün vasıtaları bütün gün kullandı. Musul’un siyasi savaş günüdür. Musul’u talep ettim. Milletler Cemiyeti’ne başvurmaya karar verdi. Onun gizli niyeti, barış projesinin tamamını pazarlığa koymadan Musul meselesini halletmek idi.”

“Üç gecedir uyumuyorum. Bugünkü Musul tartışmasını düşündüm. Curzon biraz geriledi. Büyük tehditler yaptı. Çok yoruldum benim güzel Gazi şefim. Beni bu kadar imtihana niçin feda ettin?

Selam, selam! Curzon sandalyesine yığılmış idi. Veda ederken İtalyan Marki Garroni bana ‘Çok çalımlı halin var’ diye gülüyordu. İngiliz’i Musul yüzünden barışı tehdit eder gösterdik. Dehşetli propaganda ve mücadele!”

​Bu telgrafta itaat var, bağlılık var, ama sızlanma da var.

​Lozan Konferansı, 4 Şubat 1923’te kesintiye uğradı. İnönü yurda döndü. 19 Şubat 1923’te Eskişehir’de Mustafa Kemal, İsmet İnönü ve Fevzi Çakmak buluşarak durum değerlendirmesi yaptılar. Mecliste 21 Şubat ve 7 Mart günleri arasında çok ağır tartışmalar yapıldı.

​İkinci dönem 23 Nisan 1923’te başlayacak, 92 gün sürecek olan bu dönem ilk dönemden daha çetin geçecektir.

​İkinci Dönem ve Zorlu Konular

​İkinci dönemde Lozan Konferansı’nda en zorlu konular görüşülüyor. Bunlar:

  • ​Yunanistan’ın ödeyeceği tazminat,
  • ​I. Dünya Savaşı’nda müttefiklerin Türkiye’den istediği savaş tazminatı,
  • ​Kapitülasyonlar,
  • ​Osmanlı borçları,
  • ​İtilaf devletlerinin Boğazlardaki denetimlerinin devamı istekleriydi.

​Hangi konuda uzlaşma sağlanırsa imza için İnönü hükümetten onay istiyor, ancak Başbakan Rauf Orbay’ın yanıtları gecikiyordu. İnönü ile Rauf Orbay arasındaki anlaşmazlık giderek büyüyordu. Lozan’da her gün ter döken İnönü, Rauf Orbay’a karşı güvensizlik duyuyor, Rauf Orbay’ın kararları onaylarken Mustafa Kemal’i bilgilendirmediğini düşünüyordu.

​İnönü, 19 Mayıs 1923 günü Başbakana gönderdiği telgrafta: “Müttefikler, Yunanlıların savaş tazminatından vazgeçmemiz karşılığında Karaağaç bölgesini bize vermeyi öneriyorlar” diyordu. İsmet Paşa ise “Karaağaç yetmez, Avrupa devletleri de bizden istedikleri tazminattan vazgeçmeliler” diyordu ve bu isteğini kabul ettiriyordu. İsmet Paşa’nın 19 Mayıs tarihli telgrafına hükümet yanıt vermiyordu. İsmet Paşa tekrar telgraf çekerek “Hükümet bu konudaki görüşünü tez elden bildirmesini rica ederim” diyordu.

​Bunun üzerine Rauf Orbay, 23 Mayıs 1923 tarihli telgrafında “Karaağaç karşılığında tazminattan vazgeçmeyin” diye yanıt verdi. İnönü’ye göre toprak almak, Yunanlıların uzun zamanda ödeyecekleri paradan daha iyi bir durumdu. Ayrıca müttefikler de savaş tazminatı isteklerinden vazgeçiyordu. Bu önemli bir aşamaydı. Gecikme halinde Yunanlılar konferanstan çekilebilirdi.

​Bu arada İsmet Paşa uyarıyordu: “Ankara’nın ret cevabı verdiği Lozan’da duyuldu. Şifrelerimiz açılıyor ya da Ankara’dan bilgi sızdırılıyor” diyor ve kendi görüşünü bildiriyordu: “Milli çıkarlarımıza uygun bir barış antlaşması yapılmaktadır. Hükümet daha fazlasını imkân görüyor ve konferansın kesilmesini göze alıyorsa ben bu görüşe katılmam, geri dönerim. Bu görüşlerimin aynen Mustafa Kemal’e duyurulmasını istirham ederim.” İnönü, Başbakan aracılığı ile Atatürk’e “Hükümetle aramızda esaslı anlaşmazlık vardır. Geri dönebilirim. Olayları izlemenizi istirham ederim” mesajını iletiyordu.

​Atatürk’ün Müdahalesi ve Çözüm

​Atatürk kararını şöyle açıklıyor: Bütün yazışmaları gözden geçirdikten sonra esas itibarıyla İsmet Paşa’nın görüşünü benimsedi.

  • 26 Mayıs 1923 günü İsmet Paşa’ya şu telgrafı gönderdi: “Durumu izliyorum, tazminat işi nedeniyle geri dönme kararınız doğru değildir. Hükümetle aranızdaki anlaşmazlıklar giderilir. Gözlerinizden öperim efendim.”
  • ​26 Mayıs’ta Rauf Orbay bir telgrafla onayı bildirdi.
  • ​27 Mayıs’ta Mustafa Kemal, İsmet İnönü’ye uzun bir telgraf gönderir. Bir cümlesi çok manidardır: “Gerçekten durumlar önemli ve naziktir. Karşınızdakiler çok hilekardır. Dikkat!”

​1923 Mayıs’ında büyük kriz atlatılmıştır. Savaş ödemeleri konusu çözümlenmiş, Karaağaç bölgesi kazanılmış ve Trakya bölgemize katılmıştır.

​Haziran ayının konuları kapitülasyonlar, İstanbul’un boşaltılması, Osmanlı borçları ve borçların faizlerinin hangi para birimiyle ödenmesi gibi karmaşık ve çetrefilli konulardı.

  • ​Mustafa Kemal’den 2 Haziran 1923’te İnönü’ye telgraf: “Borç faizlerinin altınla ödenmesi imkânsızdır. Bunu çözmek durumundayız.” Avrupa devletleri Frank ile ödemeyi asla kabul etmiyordu.
  • ​İnönü, Bakanlar Kurulu’nda konferansı yürüten delegelere karşı bir güvensizlik olduğunu hissediyordu. İnönü, Başbakanlığa gönderdiği telgrafında bu konuyu şöyle belirtiyordu: “Bize karşı güvensizlik sürekli ileri sürülen düşünce olarak devam ederse bu haksız, insafsız ve görülmemiş bir zulümdür. Görüşlerini itilaf devletlerine kabul ettirebileceğine inanan bir kurulun, dolayısıyla Maliye Bakanı beyefendinin sorumluluk alarak derhal konferansa hareket etmesini rica ediyoruz.” İnönü’nün telgrafı çok sertti. Başbakan ile delegeler kurulu açıkça karşı karşıya gelmişti.

​Atatürk, kişiye özel “İsmet Paşa Hazretlerine” hitabıyla başlayan telgrafında İsmet Paşa’ya şöyle diyordu:

“25 Haziran tarihli telgrafınızı okudum. Çok sinirli olarak yazılmış. Sizi haksız buldum. Çektiğiniz sıkıntılar takdir edilmektedir. Sıkıntılar daha da artacaktır. Sıkıntının kaynağı Ankara değil, size orada bir sürü hile yaratanlardır. Çalışmalarınızı soğukkanlılıkla sonuçlandırmanızı rica ederim. Gözlerinizden öperim.”

​Atatürk, Nutuk’ta İnönü’yü uyarması için “Çünkü konu gerçekten ciddi ve hayati idi” demiştir. Atatürk’ün el koymasıyla sorun aşılmıştır.

​Antlaşmaya Doğru

  • ​İsmet Paşa, 3 Temmuz 1923 tarihli telgrafında “Sterlinle ödemeyi kabul etmiyoruz, bir türlü kabul ettiremiyoruz, katî ve ısrarlılar” dedi.
  • ​Atatürk’ün 4 Temmuz 1923 tarihli yanıtı içtenlikli, yapıcı, yol gösterici, bilgi verici, düşündürücü ve cesaretlendiriciydi.
  • ​İnönü üç gün sonra yanıt verdi: “Emirlerinizi her gün dikkatle okuyorum. Elimizden gelen gayreti gösteriyoruz. Yunanlılarla bütün sorunlarımızı çözdük. Borçları altın ve sterlinle ödemeyeceğimizi kesin olarak bildirdik. Kabotaj ve Osmanlı Bankası’nın imtiyaz süresini iki yıldan uzatmak istiyorlar, son kararınız ne olacak?”
  • ​İsmet Paşa’nın 16 Temmuz 1923 tarihli mektubu müjde gibidir: Tüm konularda uyuşma sağlanmış, anlaşma birkaç gün içinde imzalanacaktır.

​Başbakandan kutlama telgrafları bekleyen İnönü, Rauf Orbay’dan ilgisiz, gereksiz ve ayrıntılı başka konularla ilgili telgraflar alıyordu. Yalın bir yazıyla cevabi telgrafında “24 Temmuz’da anlaşmanın imzalanacağını” ifade etti ve imza konusunda yetkilendirilmesini bekledi; fakat bu konuda Bakanlar Kurulu’ndan olumlu ya da olumsuz bir telgraf gelmiyordu.

​Sonrasında çaresiz kalan İsmet Paşa, doğrudan 18 Temmuz’da Atatürk’e bir telgraf gönderdi: “İmza yetkisini bizden alınız.” İpler kopmuştu. “İmza yetkisi verilmeyecektir, vatanın yüksek çıkarları için görevden alınmamı” istemişti.

​İşte bu buhranlı günlerde Atatürk, İsmet Paşa’ya 19 Temmuz 1923’te şu telgrafı çekti:

“Hiç kimsede tereddüt yoktur. Kazandığınız başarıyı en sıcak, samimi duygularımla tebrik eder, anlaşmanın imzalandığını bildirmenizi bekliyoruz kardeşim.”

​Gazi Mustafa Kemal’in konuya müdahil olmasından bir gün sonra Rauf Orbay’dan İnönü’ye tek cümlelik telgraf geliyor: “Anlaşmanın 24 Temmuz’da imzalanması hükümetçe uygun görüldü.” Bu telgrafta ne bir kutlama ne de olumlu bir tavır vardı.

​Mustafa Kemal’in telgrafı İnönü’yü adeta yeniden yaşama döndürmüştü. Cevabi telgrafı aynen şöyledir:

“Her dar zamanımda Hızır gibi yetişirsin. Dört beş gündür çektiğim işkenceyi düşün. Büyük işler yapmış, yaptırmış adamsın. Sana bağlılığım bir kat daha artmıştır. Gözlerinden öperim pek sevgili kardeşim, aziz şefim.”

​Bu telgraflar anlaşmanın imzalanmasını sağladı. 24 Temmuz 1923 günü Lozan Barış Antlaşması imzalandı.

​İmza akşamı İsmet Paşa’yı tebrik etmeye giden gazeteci Ahmet Şükrü Esmer’e İsmet Paşa: “Gazinin eseridir. Yapacak tek işim kaldı: Eserini götürüp şefinin ayaklarına koymak” dedi.

​İsmet İnönü’nün Atatürk’e yanıtı:

“Gazi Paşa Hazretlerine:

Ödüllendirmeniz ve tebrikleriniz kurulumuz üyelerini şükran duygularına boğdu. Barışın imzalanması dolayısıyla davamızın gerçek bayraktarları olan zatıdevletlerine saygılarımızı ve tebriklerimizi sunarız.”

​ATATÜRK BİR LİDERDİ. LOZAN KONFERANSI’NIN OLUMLU BİR BİÇİMDE SONUÇLANMASI İÇİN GEREKTİĞİNDE MÜDAHALE EDİYOR VE BAŞARININ GERÇEKLEŞMESİNİ SAĞLIYORDU.

LOZAN BARIŞ ZAFERİ’NİN 103. YILI KUTLU OLSUN.

​Kaynaklar

​Alev Coşkun, Atatürk Karar ve Tavır

​Nutuk

​İsmet İnönü Hatıralar

​Bilal Şimşir, Lozan Telgrafları

​Alev Coşkun, Diplomat İnönü – Lozan

* Bu köşe yazısının tüm hakları Pazar Umut Haber'e ait olup işbu yazının ve resimlerin, kaynak gösterilmeksizin kısmen/tamamen izin alınmaksızın yeniden yayımlanması yasaktır.

1 Yorum

  1. Değerli hocam verdiğin bu değerli bilgiler için çok teşekkür ediyorum, Lozan yazışmaları ve hatıraları bize gösteriyor ki; kazanılan sadece masadaki zaferler değil, aynı zamanda imkansızlıklar içerisinde birbirine kenetlenmiş bir iradenin zaferidir.
    ​Bu yönüyle Lozan; askeri alanda kazandıkları bağımsızlığı masa başında hukuki bir teminata bağlayan, milletin gururunu ve geleceğini korumak için fedakarlıktan kaçınmayan bir neslin ortak imza attığı onur abidesidir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

İ. Metin Atasaral
İ. Metin Atasaral
ADD Pazar Şube Başkanı

Önceki Yazıları