Altın: -
Dolar: 49,34
Euro: 55,33
BIST: -
10 C
Rize

Demirali Kiraz

kirazdemirali4@gmail.com


Diğer Yazarlar

Anadilde Eğitim Tartışması:Mesele Dil mi? Türkiye mi?

Türkiye’de zaman zaman yeniden gündeme getirilen “anadilde eğitim” tartışmaları, çoğu zaman kavramların bilinçli veya bilinçsiz şekilde birbirine karıştırılması nedeniyle sağlıklı bir zeminde yürütülememektedir. Öncelikle şu temel gerçeğin altını çizmek gerekir: Anadilde eğitim ile anadilin öğretilmesi aynı şey değildir.

Anadil öğretimi; kişinin kendi dilini öğrenmesi, okuması, yazması ve kültürünü yaşatmasıdır. Anadilde eğitim ise matematikten fiziğe, tarihten coğrafyaya kadar bütün temel derslerin Türkçe dışında bir dilde verilmesidir.

Örneğin bir tarih öğretmeni olarak Diyarbakır’da tarih dersini Türkçe yerine Kürtçe anlatıyorsam veya Pazar’da aynı dersi Lazca işliyorsam buna anadilde eğitim denir. Buna karşılık bir öğrencinin seçmeli ders olarak Kürtçe, Lazca ya da başka bir dili öğrenmesi ise anadil öğretimidir.

Bugün Türkiye’de tartışılan konu da esasen budur.

Çünkü anadillerin öğretilmesine yönelik uygulamalar zaten bulunmaktadır. Kürtçe başta olmak üzere çeşitli diller seçmeli ders olarak okutulabilmektedir. Buna rağmen gündemde tutulan talep, anadilin öğretilmesi değil; eğitim sisteminin farklı diller temelinde yeniden düzenlenmesidir.

Peki hâlâ neyin tartışması yaşanıyor?

Mesele, anadilin öğrenilmesi değil; anadilde eğitim talebidir. PKK ve siyasi uzantılarının talebi, sözde Kürdistan olarak adlandırdıkları bölgede eğitim ve öğretim dili olarak Kürtçenin egemen kılınmasıdır. Son dönemde bazı yerlerde Türkçe tabelaların kaldırılarak yerlerine Kürtçe tabelaların konulması, ayrıca yeni açılım süreci kapsamında dile getirilen söylem ve eylemler, taleplerin belirli bir noktada durmayacağı yönündeki değerlendirmeleri güçlendirmektedir. Bu görüşe göre amaç, “Güneydoğu sadece bizim, Türkiye ise hepimizin” anlayışını hayata geçirmektir. Böylesine bölücü emeller taşıdığı düşünülen bir anlayışla milletin ve devletin birliği doğrultusunda uzlaşmanın mümkün olup olmadığı da ayrı bir tartışma konusudur.

İşte bu noktada mesele yalnızca eğitim meselesi olmaktan çıkmakta, doğrudan doğruya devletin yapısı, toplumsal bütünlük ve millî birlik konusu hâline gelmektedir.

Milletleri ayakta tutan yalnızca sınırlar değildir. Ortak tarih, ortak kültür, ortak ülkü ve ortak dil; bir milletin varlığını sürdürebilmesinin temel şartlarıdır. Dil sadece bir iletişim aracı değildir. Bir milletin hafızasıdır, kültürüdür, kimliğidir.

Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk bu gerçeği yıllar önce şu sözlerle ifade etmiştir:

“Türk demek dil demektir. Milliyetin çok belirgin niteliklerinden biri dildir. Türk milletindenim diyen insan, her şeyden önce ve mutlaka Türkçe konuşmalıdır.”

Atatürk’e göre Türkçe, farklı kökenlerden gelen insanları ortak bir millet hâline getiren en güçlü bağlardan biridir. Nitekim:

“Millî his ile dil arasındaki bağ çok kuvvetlidir.”

sözü de dil ile millî birlik arasındaki ilişkiyi açıkça ortaya koymaktadır.

Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesi de farklı etnik kökenlerden gelen insanları ortak bir vatandaşlık kimliği altında birleştirmeye dayanmaktadır. Bu birliğin ortak dili ise Türkçedir.

Anayasa’nın 66. maddesinde yer alan:

“Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türktür.”

hükmü, etnik değil, hukukî ve siyasî bir vatandaşlık tanımıdır.

Anayasa’nın 42. maddesi ise eğitim dili konusunda açık bir çerçeve çizmektedir:

“Türkçeden başka hiçbir dil, eğitim ve öğretim kurumlarında Türk vatandaşlarına ana dilleri olarak okutulamaz ve öğretilemez.”

Dolayısıyla burada tekrar aynı noktaya geliyoruz: Bir dilin öğrenilmesi başka, eğitim sisteminin o dil üzerine kurulması başka bir meseledir.

Türkiye’de farklı dillerin öğrenilmesi, araştırılması ve kültürel miras olarak yaşatılması elbette mümkündür. Ancak temel eğitim sisteminin farklı dillere ayrılması; ortak eğitim anlayışını, ortak tarih bilincini ve ortak vatandaşlık kültürünü doğrudan etkileyecek sonuçlar doğurabilir.

Mustafa Kemal Atatürk’ün “Fikirlerimin babası” dediği Ziya Gökalp de millet olmanın temel şartlarından birinin dil birliği olduğunu vurgulamıştır:

“Türklüğün vicdanı bir,
Dîni bir, vatanı bir;
Fakat hepsi ayrılır,
Olmazsa lisanı bir.”

Gökalp’e göre ortak dil zayıfladığında ortak vicdan ve ortak aidiyet de zayıflamaya başlar.

Son yıllarda “umut hakkı”, “kurucu önder”, “demokratik cumhuriyet” ve “eşit yurttaşlık” gibi kavramların yeniden gündeme taşınmasının, Türkiye Cumhuriyeti’nin millî ve üniter yapısını hedef alan açıklamalar olduğunu görmeliyiz. Aynı şekilde ABD’nin Ankara Büyükelçisi Tom Barrack’ın, “İsrail için en büyük tehdit ulus devlettir, etrafında ulus devlet istemiyor.” söylemi ve Türkiye’ye Osmanlı eyalet sistemini önermesi; emperyalizmin, Atatürk’ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti’ni yıkıp “merhametli monarşi” rejimini kurmak ve ülkenin tek adamlarla yönetilmesini sağlayarak yörüngesinden çıkmasına engel olmak istediği şeklinde yorumlanmaktadır.

Öte yandan Avrupa ülkeleri kendi ulusal birliklerini ortak dil temelinde korumaya devam etmektedir. Fransa’da Fransızca, Almanya’da Almanca kamusal hayatın ve eğitim sisteminin temel unsurudur. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de çeşitli kararlarında devletlerin resmî dil belirleme hakkını egemenlik yetkisinin bir parçası olarak kabul etmiştir.

Dil konusunda dikkat çekici uyarılardan birini de Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu yapmıştır. Sinanoğlu, yıllarca Türkçenin bilim dili olarak güçlendirilmesi gerektiğini savunmuş ve “Türkçe giderse Türkiye gider” sözünü sıkça dile getirmiştir.

Aslında bu sözün işaret ettiği temel gerçek şudur:

Dilini kaybeden milletler, zamanla kültürlerini, tarihlerini ve kimliklerini de kaybetmeye başlarlar.

Bu yazıda savunulan düşünce, farklı dilleri yok saymak veya insanların kendi dillerini öğrenmesine karşı çıkmak değildir. Asıl mesele, Türkiye Cumhuriyeti’nin ortak eğitim ve kamu dilinin Türkçe olarak korunmasıdır.

Yapılması gereken, eğitim sistemini farklı dillere bölmek değil; Türkçeyi bilimde, teknolojide, eğitimde ve kültürde daha güçlü hâle getirmektir.

Çünkü Türkçeyi güçlendirmek, Türkiye’nin ortak kültürünü ve ortak aidiyet duygusunu güçlendirmektir.

Sonuç olarak mesele yalnızca bir dil tartışması değildir.

Mesele; ortak eğitim, ortak kültür, ortak vatandaşlık bilinci ve ortak gelecek meselesidir.

Anadilini öğrenmek başka, eğitim sistemini farklı dillere ayırmak başkadır.

Ve bu nedenle Türkçe, yalnızca bir dil değil; Türkiye Cumhuriyeti’nin ortak hafızası, ortak kültürü ve ortak geleceğidir.

“Türkçe giderse Türkiye gider.”

* Bu köşe yazısının tüm hakları Pazar Umut Haber'e ait olup işbu yazının ve resimlerin, kaynak gösterilmeksizin kısmen/tamamen izin alınmaksızın yeniden yayımlanması yasaktır.

14 YORUMLAR

  1. Son derece önemli, ufuk açıcı bir yazı olmuş. Anadilde eğitim gibi hassas ve toplumumuz açısından son derece önemli bir konuyu, kavramları birbirinden ayırarak ve meselenin farklı boyutlarını ortaya koyarak ele almanız gerçekten takdire şayan. Özellikle dilin yalnızca bir iletişim aracı değil, milletin hafızası, kültürü, kimliği ve ortak geleceği olduğuna yaptığınız vurgu çok kıymetli.
    Farklılıkları inkâr etmeden ortak değerlerimizi, ortak dilimizi ve toplumsal birlik duygumuzu korumanın önemini güçlü bir şekilde ortaya koymuşsunuz. Tarihî ve hukuki referanslarla desteklenen, düşündüren ve okuyucuyu mesele üzerinde yeniden düşünmeye sevk eden son derece değerli bir çalışma. Böyle önemli konularda sağduyulu, açık ve anlaşılır bir yazıyı ortaya koyduğunuz için tebrik ediyorum Demir Ali Hocam. Kaleminize, emeğinize ve yüreğinize sağlık. Daha nice güzel ve yol gösterici yazılarınızı okumak dileğiyle.

    • Güzel değerlendirmeleriniz ve değerli sözleriniz için çok teşekkür ederim. Yazının amacına ulaştığını görmek benim için büyük bir mutluluk. İlginiz ve desteğiniz için çok sağ ulun Mustafa hocam.

  2. Son derece önemli, ufuk açıcı bir yazı olmuş. Anadilde eğitim gibi hassas ve toplumumuz açısından son derece önemli bir konuyu, kavramları birbirinden ayırarak ve meselenin farklı boyutlarını ortaya koyarak ele almanız gerçekten takdire şayan. Özellikle dilin yalnızca bir iletişim aracı değil, milletin hafızası, kültürü, kimliği ve ortak geleceği olduğuna yaptığınız vurgu çok kıymetli.
    Farklılıkları inkâr etmeden ortak değerlerimizi, ortak dilimizi ve toplumsal birlik duygumuzu korumanın önemini güçlü bir şekilde ortaya koymuşsunuz. Tarihî ve hukuki referanslarla desteklenen, düşündüren ve okuyucuyu mesele üzerinde yeniden düşünmeye sevk eden son derece değerli bir çalışma. Böyle önemli konularda sağduyulu, açık ve anlaşılır bir yazıyı ortaya koyduğunuz tebrik ediyorum Demir Ali Hocam. Kaleminize, emeğinize ve yüreğinize sağlık. Daha nice güzel ve yol gösterici yazılarınızı okumak dileğiyle.

  3. Metinde çok önemli ve haklı noktalar vurgulanmış. Anadilde eğitim konusu, basit bir kültürel hak talebinin ötesinde ulus devlet bilincini zayıflatacak ve Türkiye’yi Lübnanlaştırarak bölünmeye götürebilecek kritik bir meseledir. Tarih de bunun açık bir kanıtıdır; Osmanlı İmparatorluğu döneminde Balkan uluslarının ayrışması önce kültürel özerklik ve anadilde eğitim talepleriyle başlamış, ardından bağımsızlık hareketleriyle parçalanmaya yol açmıştır.

    ​Hiçbir devlet kendi kuruluş felsefesini ve milli birliğini kendi eliyle yıkmaz. Bu nedenle ortak eğitim ve kamu dili olarak Türkçeyi korumak ve güçlendirmek, devletin ve milletin bekası için hayati önem taşımaktadır. Kaleminize sağlık.Hocam.

  4. Tarih tekerrür eder… Rabbimiz aklını kullanmayan ve emirlerine riayet etmeyen toplumları evirir çevirir. Büyük birliktelik için elbette ortak dil çok elzem olmakla birlikte bunu korumak için sadece dil birliği de yetmemekte olduğunu yaşayarak görmekteyiz… Endişenize hak veriyor ve aynı endişeleri hissettiğimizi iletmek isteriz. Selâmlarla sayın hocam.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Önceki Yazıları