Altın: 6.583,99
Dolar: 45,96
Euro: 53,42
BIST: -
8.9 C
Rize

Diğer Yazarlar

Atatürk Heykel Değil

Taş, mermer, alçı, kil ve balmumu gibi malzemeler kullanılarak hayvan, insan ya da eşyaların üç boyutlu biçimde tasarlanıp üretilmesine heykel denir.

Heykelciliğin tarihi, yazının icadından çok daha eskiye dayanır. Yani insanlık, yazıyı bulmadan önce heykel yapmayı öğrenmiştir. Arkeolojik kazılarda ortaya çıkarılan heykeller, ait oldukları dönemin karakteristik özelliklerini günümüze taşıyan önemli eserlerdir.

Sonuçta heykel bir sanat eseridir. Şehir meydanlarında bulunan heykeller ve anıtlar, toplumların tarihsel olaylarını ve ortak hafızasını halka görsel bir dille anlatır. Bu nedenle dünyanın hemen her meydanında bu tür eserlerle karşılaşırız.

Beni bu yazıyı yazmaya iten sebep ise özellikle son çeyrek yüzyılda Atatürk dönemini küçümsemeye çalışan bir kesimin, fırsat bulduğu her ortamda “Bunlar heykelden başka bir şey üretmemiş” algısını oluşturmaya çalışmasıdır. Bu cehaletten gerçekten bıktım. Bir toplumun kendi geçmişini bu kadar küçümsemesine gönlüm razı gelmiyor.

Altı yüz yıllık büyük bir imparatorluk; kötü yönetim, çağın gereklerini okuyamama ve dar görüşlülük nedeniyle parçalanma ve tarihten silinme noktasına gelmişken, Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde verilen Kurtuluş Savaşı bütün imkânsızlıklara rağmen zaferle sonuçlanmış ve bugünkü çağdaş Türkiye Cumhuriyeti’nin temelleri atılmıştır.

Tarihimizde yaşanan olayları ilkokuldan başlayarak hepimiz tarih derslerinde öğrendik. Ancak bu bilgilerin toplum hafızasında canlı kalmasını sağlayan şeylerden biri de meydanlarımızdaki anıtlardır. Küçümsenmeye çalışılan o heykeller aslında birer tarih anlatıcısıdır.

O anıtlar, tarihsel geçmişimizi canlı tutan eserlerdir. İnsan her zaman yanında bir tarih kitabı taşıyamaz; ama o anıtlara baktığında Çanakkale Destanı’nın kahramanlarını görür.

O anıtlara baktığında Kurtuluş Savaşı’nın eşsiz önderlerini görür.

O anıtlara baktığında Kocatepe’den başlayıp 9 Eylül’de denize dökülen işgal ordularına karşı verilen mücadeleyi görür.

O anıtlara baktığında saltanattan millet egemenliğine uzanan yolu açan iradeyi görür.

Ve o anıtlara baktığında, geri kalmışlıktan çağdaş dünya ile yarışan bir ülkenin temellerini atan Mustafa Kemal Atatürk’ün eşsiz önderliğini görür.

Atatürk’ü yalnızca heykeller üzerinden küçümsemeye çalışanlara baktığımızda ise biz de bitmeyen bir cehaleti görüyoruz. Açıkçası şaşırmıyoruz; ömrü cephelerde geçmiş İsmet Paşa’ya bile “asker kaçağı” diyebilen bir anlayıştan başka ne beklenebilir ki?

* Bu köşe yazısının tüm hakları Pazar Umut Haber'e ait olup işbu yazının ve resimlerin, kaynak gösterilmeksizin kısmen/tamamen izin alınmaksızın yeniden yayımlanması yasaktır.

6 YORUMLAR

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Önceki Yazıları