Altın: 6.875,62
Dolar: 45,41
Euro: 53,57
BIST: 15.062,00
8.3 C
Rize

Demirali Kiraz

kirazdemirali4@gmail.com


Diğer Yazarlar

İhanetle Direniş Arasında: Bir Milletin Varoluş Savaşı

Dünden bugüne değişen hiçbir şey yok. Çünkü İstiklal Şairimiz Akif’in tabiriyle ders alınmadığı için tarih tekerrür ediyor.

30 Ekim 1918’de Osmanlı Devleti’ni fiilen sona erdiren Mondros Mütarekesi imzalandı. Vatanımızı işgale açık hâle getiren bu utanç verici ateşkes döneminde işbirlikçi “devlet adamları”, “sivil toplum kuruluşları”, “aydınlar” ve “din görevlileri”, Anadolu’da direniş mücadelesi başlatan Mustafa Kemal liderliğindeki milliyetçi kuvvetleri yok etmek için adeta seferberlik başlatmışlardı.

O dönem öyle bir dönemdi ki, Milli Eğitim Bakanlarından Fahrettin Rumbeyoğlu, okuma kitaplarından “Türk” kelimesinin çıkarılmasını emrediyordu; yani “Türk” kelimesinin yasaklandığı bir dönemdi.

O dönem öyle bir dönemdi ki, işgalciler alkışlanıyor, vatanseverler bir kaşık suda boğulmaya çalışılıyordu.

O dönem, Osmanlı Hükûmeti’nin Sevr Antlaşması’nı kabul ettiği ve Ankara’ya da kabul ettirmeye çalıştığı dönemdi; yani vatanın parçalanmak istendiği bir dönemdi.

Aynı dönemde, Türk milletinin ölüm fermanı olan Sevr Antlaşması’nın altında imzası bulunan Rıza Tevfik şöyle diyordu: “Anadolu direnişi bir blöftür. Avrupa medeniyeti Anadolu’yu bu haşereden temizleyecektir. Medeniyeti temsil eden İngiltere gibi bir devlete itiraz etmek küstahlıktır.”

Evet, o dönem, “Yunan ordusu halifenin ordusu sayılır, hiç de zararlı değildir. Asıl kafası koparılacak mahlukat Ankara’dadır.” diyen Şeyhülislam Mustafa Sabri’lerin dönemiydi.

“Yunan ordusunun başarısı için dua ediniz. Bu ordu bizim ordumuzdur.” diyen işbirlikçi Osmanlı Hükûmeti’nin Adalet Bakanı Ali Rüştü’lerin devriydi.

“Yunan kuvvetlerinin özel bir tören ve saygı ile karşılanması…” talimatını veren İzmir Valisi Kambur İzzettin’in dönemiydi.

“Ayaklanma için sebep yoktur. Fransızlar bizim iyiliğimizi istiyorlar.” diyen Adana Valisi Abdurrahman’ın dönemiydi.

“İngiliz mandası istediğinizi bütün itilaf temsilcilerine, hükûmete ve gazetelere bildiriniz…” “Milliyetçi hareket boşa gitmeye mahkûmdur…” diyen İngiliz Muhipleri Cemiyeti Başkanı Sait Molla’nın dönemiydi.

“Düşmanlar, Teşkilat-ı Milliye’den bin kere daha iyidir.” “Ankara’dakilerin Yunanlılara hâlâ meydan okumalarına çılgınlıktan başka bir sıfat verilemez.” “Avrupa ile başa çıkmayı asırlardan beri Asya’nın hangi kavmi başardı ki biz başarabilelim?” diyen gazeteci ve bakan Ali Kemal’in dönemiydi.

“Türkler kendi güçleri ile adam olamaz. İngilizler elimizden tutup bizi kurtaracak.” “Tek çarenin galiplerle uyuşmak ve anlaşmak olacağı bu kafasızlara ne zaman anlatılacak?” “Milliyetçi hareketi yok etmek, millet için var olma meselesidir. O alçaklara karşı çıkanlar; dine, halifeye, milliyete unutulmaz hizmette bulunmuş olacaklardır.” diyen Refii Cevat Ulunay’ın dönemiydi.

“İngilizlere meydan okuyoruz. Bu en büyük küfürdür.” diyen Divitli Eşref Hoca’nın dönemiydi.

Alçalmanın sınırı olmadığının bir başka örneğini o dönemin Edirne basınından öğreniyoruz: “Müftü Hilmi Efendi, Selimiye Camii’nde hürriyetin ve adaletin saygıdeğer temsilcisi olan Venizelos hazretlerinin sağlığı için güzel bir dua okumuş ve hazır bulunanlar şükran duygularını belirterek duaya katılmışlardır.”

Rezaletin boyutuna bakar mısınız? İşgalci Yunan başbakanının sağlığına dua eden müftü ve güzelleme yapan basın.

İşte mandacılar bunları söylerken, omurgalı duruşun en güçlü örneklerinden biri olan Akif “Hayır!” diyordu: “Türkler 25 asırdan beri bağımsızlıklarını korumuş bir millettir; bu, tarihen ispatlanmış bir hakikattir. Tarih de gösteriyor ki Türk, istiklalsiz yaşamamıştır.”

Böylesi gaflet, dalalet ve ihanet ortamında, Türk’ün var olma mücadelesinin manevi önderi Akif, “Türk eriyiz, silsilemiz kahraman; Müslümanız, Hakk’a tapan Müslüman.” diyerek kahraman askerlere moral aşılıyordu.

Bağımsızlığı ve özgürlüğü karakter edinmiş, “Ya istiklal ya ölüm!” parolasıyla hareket eden Mustafa Kemal ise 16 Mayıs 1919 günü İstanbul’dan Bandırma Vapuru ile hareket etmek üzereydi. O anda işgal güçlerinin adamları gemiye dalarlar. Mustafa Kemal arkadaşlarına sorar: “Ne arıyorlar bunlar?” “Paşam, gemide silah ve cephane var mı, ona bakıyorlar.”

Mustafa Kemal’in cevabı nettir: “Sersemler! Bunlar hürriyet için ölmeye karar verenlerin kuvvetini anlayamazlar. Biz Anadolu’ya ne silah ne cephane götürüyoruz; biz Anadolu’ya bir iman ve bir ideal götürüyoruz.”

İşte emperyalist işgalcilerin işbirlikçisi, mankurtlaşmış mandacılara karşı büyük Türk Atatürk, 6 Mart 1922’de Meclis’te yaptığı konuşmada şöyle diyordu: “Efendiler, artık vaziyeti düzeltmek için mutlaka Avrupa’dan nasihat almak, bütün işleri Avrupa’nın emellerine göre yapmak, bütün dersleri Avrupa’dan almak gibi birtakım zihniyetler belirdi. Hâlbuki hangi bağımsızlık vardır ki yabancıların nasihatleriyle, yabancıların planlarıyla yükselebilsin? Tarih böyle bir olayı kaydetmemiştir.”

Şimdi son sözü tarihe bırakalım: Ya bağımsızlığın adı olan Mustafa Kemal’in Bandırma Vapuru’ndayız ya da esaretin ve teslimiyetin simgesi İngiliz Malaya zırhlısında. Ortası yok!

Peki, biz hangi taraftayız?

* Bu köşe yazısının tüm hakları Pazar Umut Haber'e ait olup işbu yazının ve resimlerin, kaynak gösterilmeksizin kısmen/tamamen izin alınmaksızın yeniden yayımlanması yasaktır.

15 YORUMLAR

  1. Biz hep Bandırma vapurunda olduk. Olmaya da devam edeceğiz.
    “…..memleketin dahilinde iktidara sahip olanlar gaflet, dalâlet ve hatta hıyanet içinde olabilirler. …” ( Gençliğe hiyebeden)

  2. Biz herzaman Bandırma vapurundayız.
    “……Memleket dahilinde iktidara sahip olanlar; gaflet, dalalet ve hatta hıyanet içinde olabilirler….” (Gençliğe hitabeden)

  3. Biz gerçek Atatürk Milliyetçiliğini Türkçülüğü Demir Ali Kiraz hocam dan öğrendik. Atatürkü sevmek Vatanı sevmek kırmızı çizgimizdir. Allah yolunu açık etsin hocam müthiş bir yazı kaleme almışsın.

  4. Sayın Başkanım,
    İlginiz için teşekkür ediyorum. Kurtuluş ve kuruluş ruhuna uygun yazma gayretini, sizlerin desteğiyle umarım başarırız.

  5. Demirali Hocamı tebrik eder; geçmişin karanlıklarıyla bugünü ve yarınlarımızı aydınlatacak yazılarının devamını bekleriz. Böyle eğitimci Türklere hasret kaldık.

    • Sayın Başkanım,
      İlginiz için teşekkür ediyorum. Kurtuluş ve kuruluş ruhuna uygun yazma gayretini, sizlerin desteğiyle umarım başarırız.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Önceki Yazıları