Altın: 6.898,85
Dolar: 48,49
Euro: 56,36
BIST: -
13.2 C
Rize

Yücel Tanay

yuceltanay@yahoo.com


Diğer Yazarlar

İskilipli Atıf Şapka Giymediği İçin mi Asıldı?

İskilipli Atıf Şapka Giymediği İçin mi Asıldı?

​Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun’a çıkışından üç ay önce, İstanbul’da 19 Şubat 1919’da “Müderrisler Cemiyeti” kuruldu. Cemiyetin başkanı, daha sonra Damat Ferit kabinesinde şeyhülislamlık makamına getirilecek olan Mustafa Sabri (1859-1954), ikinci başkanı ise İskilipli Atıf’tı. Bu yapı, 24 Aralık 1919’da adını “Teali-i İslam Cemiyeti” (İslam Yükseltme Cemiyeti) olarak değiştirdi ve başkanlığa doğrudan İskilipli Atıf getirildi.
​Teali-i İslam Cemiyeti, İngiliz işbirlikçisi Damat Ferit Hükümeti’ni ve İngiliz yandaşı Hürriyet ve İtilaf Fırkası’nı açıkça destekliyordu. Bu süreçte İngiliz casusu Sait Molla’nın başkanı olduğu İngiliz Muhipler Cemiyeti (İngiliz Sevenler Derneği) ile Teali-i İslam Cemiyeti adeta iç içe çalışmaktaydı. İngiliz işgal kuvvetlerinin ajanı Rahip Frew ile yürütülen gizli temaslar, ele geçen belgelerle kanıtlanmıştır. Nitekim Sait Molla’nın Rahip Frew’e yazdığı 26 Ekim 1919 tarihli gizli mektupta; Teali-i İslam’ın en etkili ismi Mustafa Sabri ile görüşülüp anlaşıldığı ve aktarılan paralarla bu kadronun finansal olarak desteklendiği açıkça belirtilmektedir. Mustafa Kemal Atatürk, bu ihanet belgelerini ve mektupları Nutuk’ta bizzat yayımlamıştır.
​Yabancı yardımlarla güçlenen İskilipli Atıf’ın Teali-i İslam Cemiyeti; Konya, Niğde, Nevşehir gibi stratejik bölgelerde şubeler açmış; Biga ve Gönen yöresinde Milli Mücadele’ye karşı kanlı ayaklanmalar çıkaran Gâvur İmam ve Anzavur isyanlarını doğrudan desteklemiştir.

​Milli Mücadele Döneminde Propaganda, Bildiriler ve Düşman Uçakları

​Sivas Kongresi’nin ardından, Anadolu’nun en kritik günlerinde—26 Eylül 1919’da—İskilipli Atıf’ın başkanı olduğu Teali-i İslam Cemiyeti ilk şiddetli bildirisini yayımladı. Bu bildiride Kuvayı Milliyeciler; “adi eşkıya”, “cani” ve “kudurmuş haydutlar” olarak hedef gösterilmekteydi.
​TBMM’nin açılmasından dört ay sonra, 20 Ağustos 1920’de yayımlanan ikinci bildiri ise doğrudan vatan savunmasını ve ordunun direnişini kırmaya yönelikti. Şanlı Kuvayı Milliye’yi hedef alan bu alçak bildiride şu ifadeler yer alıyordu:

​”Millet aldatılıyor… Ey hainler, ey Allah’tan korkmayan mahluklar… Başımızı bin türlü belalara soktunuz… İngiltere ve Fransa gibi muazzam ve muntazam devletlere meydan okuyorsunuz. Bu yüzden İngilizleri kızdırıp üzerimize Yunanları musallat ettiniz… Kendinize ne hakla, ne yüzle ve ne utanmazlıkla Kuvayı Milliye namını veriyorsunuz? Din kardeşlerimizin boş yere ölmesine neden olanlar arasında Mustafa Kemal, Ali Fuat, Bekir Sami gibi zalimlerdir… Bunların vücutlarını tamamen dünyadan kaldırmak, beşeriyet için bir farz olmuştur.”

​Mustafa Kemal ve silah arkadaşlarının katledilmesini dini bir “farz” olarak ilan eden, halkı Milli Mücadele’yi ortadan kaldırmak için yemin etmeye çağıran bu bildiri, 30 Ağustos 1920’de Yunan işgal uçakları tarafından Anadolu köylerine ve cephe hatlarına atılmıştır. İşte İskilipli Atıf’ın gerçek yüzü ve vatan ihanetinin belgesi budur.

​Yargılamanın Gerçek Sebebi: Şapka Değil, Vatan İhaneti

​Yaygın toplumsal hafızada ve gerici çevrelerin oluşturduğu “zerzevat kültüründe”, İskilipli Atıf Efendi’nin Şapka Kanunu’ndan bir buçuk yıl önce yazdığı bir risale nedeniyle haksız yere idam edildiği iddiası işlenir. Oysa tarihsel ve hukuki gerçekler tamamen farklıdır.
​Atıf Efendi, sanıldığı gibi Şapka Risalesi’nden değil; halkı Kuvayı Milliye aleyhine kışkırtan ihanet beyannameleri, fesat çıkarmak ve Milli Mücadele’ye karşı işgalcilerle iş birliği yapmaktan yargılanmıştır. Nitekim aynı duruşmalarda Babaeski Müftüsü Ali Rıza Hoca da masum köylüleri Yunan idaresine ihbar ettiği için yargılanmış ve her ikisi de doğrudan Hıyanet-i Vataniye Kanunu uyarınca idama mahkûm edilmişlerdir.
​Şapka Kanunu’nun kabul edilmesinin ardından Rize, Erzurum, Maraş, Sivas ve Giresun gibi illerde patlak veren isyan hareketlerinde, Atıf Efendi’nin Kanun öncesinde yayımladığı “Frenk Mukallitliği ve Şapka” risalesinin kışkırtıcı bir unsur olarak bölgelere özel sevk edilip ücretsiz dağıtıldığı tespit edilmiştir. Mahkeme, bu durumu fiili isyana teşvik olarak değerlendirmiştir.

​Sahte Mağduriyet Anlatısının Kaynağı: Necip Fazıl Kısakürek

​Günümüzde dilden dile dolaşan ve tarihsel gerçeklerle hiçbir bağı bulunmayan sahte İskilipli Atıf Hoca efsanesinin ana kaynağını incelediğimizde, karşımıza yine Necip Fazıl Kısakürek çıkmaktadır. “Son Devrin Din Mazlumları” adlı kitabında İskilipli Atıf Hoca’nın şapka devrimine kurban gittiğini öne sürerek gerçeği tahrif eden Necip Fazıl şu ifadeleri kullanmaktadır:

​”Fert çerçevesinde, hem zulüm, hem de hak kanununa göre suçsuz ilk din mazlumluğunu, inkılap tarihine göz atar atmaz, İskilipli Atıf Hoca’da görüyoruz. Bu muazzam şehit, hiçbir alakası bulunmayan şapka tepkisinin ruhu kabul edilmek gibi bir anlayışa kurban gitmiştir. Atıf Hoca, yalnız ezberleme bir ilimle değil, o ilmin tefekkür hassası ve en ince hikmetleriyle de doluydu…”

​Tarihsel belgeleri ve mahkeme zabıtlarını göz ardı ederek siyasi ajitasyonla yazılan bu satırlar, cumhuriyet karşıtı çevrelerce yıllarca hakikat gibi pazarlanmış ve toplumsal hafızada sahte bir “mağduriyet” miti yaratılmıştır.

​Risalenin Zihinsel Arka Planı ve Hurafe Bilinci

​İskilipli Atıf’ın zihin dünyası ve yalan-riya üzerine kurulu hurafe bilinci, “Frenk Mukallitliği ve Şapka” risalesindeki satırlarında sarih bir şekilde görülmektedir. Atıf Hoca risalesinde şu ifadeleri kullanmaktadır:

​”… Batı taklitçiliği ve küfür alameti şapkayı giymekle, namazı terk etmek veya zina ve hırsızlık gibi şeyleri irtikap etmek arasında fark yoktur.”

​Kuran-ı Kerim’de fes hakkında tek bir kelime dahi geçmediği halde, şapkayı bir yana bırakıp püskülü dahi İslam’ın simgesi sayan bu anlayış, dini siyasete ve hurafeye alet etmenin açık bir tezahürüdür. Çatal-bıçağı bile “gâvur icadı” sayarak sofrasına koymayan bu sığ mantığa göre; “Şapka kanunu Türklerin din ile son bağını koparmayı amaçlamakta; fes namazda alnın yere değmesini sağlarken, şapka bunu engelleyerek doğrudan secdeyi ve namazı ortadan kaldırılmayı hedeflemekteydi.”

​Süleyman Nazif’ten Tarihi Tepki: “İmana Tasallut”

​Atıf Hoca’nın bu zihinsel arka planına ve küflü fetişizmine en kurşundan, en ağır eleştiriler dönemin aydınlarından Süleyman Nazif’ten gelmiştir. İşgal yıllarında Çanakkale ve İstanbul felaketlerine karşı durduğu için İngilizler tarafından Malta’ya sürgün edilen yurtsever yazar Süleyman Nazif, bu taassup fetişizmini teşhir etmek adına “İmana Tasallut” risalesini kaleme almıştır.
​Süleyman Nazif, Atıf Efendi’nin çelişkili ve mantık dışı tutumunu şu sözlerle sarsar:

​”… Frenk masası ve Frenk sandalyesinde oturup, Frenk marka kalemiyle, Frenk kâğıdına yazı yazmak, omuzdan ayağa Frenk libası giymek, çatal bıçakla yemek yemek, tramvay, otobüs, vapura, trene binmek günah değil sevap oluyor da başımıza Rumlardan yüz sene evvel aldığımız şapka geçirmek küfür addediliyor… Uydurma hadislere benim imanım yoktur. Ben Allah’a, Kur’an’a ve Peygambere iman etmekle mükellefim… Atıf Efendi’den, fukahadan değil, Ebu Hanife’den böyle bir söz işitsem, Vallah’ül-azim derhal mezhebimi terk ederim…”

​Süleyman Nazif, Bedevi kültürünün ve dinsel bağnazlığın yarattığı bu yıkımı teşhir ettiği eserinde son noktayı şöyle koymaktadır:

​”… Hiçbir kazma, İslam dinine bu Risaleyi yazan kalemden daha derin mezar kazamaz. Hatır ve para karşılığı fetvalar veren fukahamız, İslamda papazlardan daha mûziç bir ruhani müessese yarattılar. Ben bile bugün, 1200 senelik mezhebimin imamını oradan çıkarıp Peygamber ve Allahımla yalnız kalacağım…”

​Günümüzdeki “İade-i İtibar” Masalı, Mütareke Kafası ve Tarihin Akışı

​Günümüz siyasal İslamcılarının Atıf Hoca’ya sahip çıkması, ona güya bir mağduriyet kılıfı giydirmesi ve hatta “iade-i itibar” talep etmesi, demokratik bir arayış değil; doğrudan teokrasi özleminden beslenen kafa yapısının bir tezahürüdür. Burada asıl amaç, din ve iman hassasiyetinden ziyade, yalnızca sandığa gitmeyi demokrasi sanan kitlelere siyasi mesaj vermektir.
​İleriyi geride arayan bu siyasi kültürün sergilediği din sömürücülüğü ve ahlak sığlığı, günümüzde de Mütareke döneminin işbirlikçi kafasından farksızdır; zihinsel kodlar aynen devam etmektedir. “Kasa-masa edebiyatı” ve toplumu Allah ile aldatma siyaseti hız kesmeden sürdürülmekte; tarih ve siyaset yalanları bizzat kutsal değerlerin üzerine inşa edilmektedir.
​Ancak unutulmamalıdır ki ilerleme geriye döndürülemez, sosyolojik gelişime gem vurulmaz. Atatürk’ün Aydınlanma devrimlerine ne kadar karşı çıkılırsa çıkılsın, geriye dönüş için ne kadar uğraşılırsa uğraşılsın bu devrim toplum-bilimi kuralları ve tarihsel yasalar çerçevesinde sürecektir. Cumhuriyet’in ışığının önüne geçilemez.

​Ankara İstiklal Mahkemesi Kararı

​Ankara İstiklal Mahkemesi, İskilipli Atıf Efendi’nin dosyasını incelerken yargılamayı sadece bir kitap risalesiyle sınırlandırmamış; Milli Mücadele döneminde Yunan uçaklarıyla atılan Teali-i İslam beyannamelerindeki birincil rolünü, işgal dönemi faaliyetlerini, halkı kışkırtmasını, düşmanla iş birliğini ve Cumhuriyet inkılaplarına karşı sürdürdüğü organize fesat hareketlerini bir bütün olarak ele almıştır.
​Mahkeme, Atıf Efendi’nin eylemlerini sabitleştirerek Hıyanet-i Vataniye Kanunu kapsamında 3 Şubat 1926 tarihinde idam kararı vermiş; karar, 4 Şubat 1926 sabahı Ankara Samanpazarı Meydanı’nda infaz edilmiştir.

​Kaynakça

1.​Akşin, Sina. (2010). İç Savaş ve Sevr’de Ölüm (İstanbul Hükümetleri ve Milli Mücadele, Cilt: 3). İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları.

2.​Atatürk, Mustafa Kemal. (1927). Nutuk (1919-1927). Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları.

3.​Aybars, Ergün. (2014). İstiklal Mahkemeleri (1920-1927). İstanbul: Doğan Kitap.

4.​Turan, Şerafettin. (1998). Türk Devrim Tarihi (2. Kitap: Ulusal Direnişten Türkiye Cumhuriyeti’ne). Ankara: Bilgi Yayınevi.

5.​Turan, Mustafa. (1998). “Milli Mücadele Döneminde Teali-i İslam Cemiyeti ve Faaliyetleri”, Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, Cilt: 14, Sayı: 41, ss. 515-560.

* Bu köşe yazısının tüm hakları Pazar Umut Haber'e ait olup işbu yazının ve resimlerin, kaynak gösterilmeksizin kısmen/tamamen izin alınmaksızın yeniden yayımlanması yasaktır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Önceki Yazıları