Altın: 6.721,17
Dolar: 47,78
Euro: 55,18
BIST: -
12.7 C
Rize

İsmail Tutoğlu

ismailtutoglu@gmail.com


Diğer Yazarlar

Karar Zamanı

Emeklilik hakkımı elde ettiğim dönemde Birleşik Kamu-İş Konfederasyonu Genel Başkanıydım. Yıllarca memurların siyaset yapabilme hakkını savundum. Devlet memurlarının siyasi parti üyesi olmasının önündeki yasal engelin kaldırılması gerektiğini her platformda dile getirdim.
Bu düşünceyle CHP’ye, dönemin Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun imzasıyla, Parti Tüzüğü’nün 12. maddesi kapsamında üye oldum. Ardından da kendimi Bakanlığa şikâyet ettim. Amacım, “memur olarak siyasi partiye üye olmak” gerekçesiyle hakkımda işlem yapılmasını sağlamak; Türkiye’deki hukuk yollarını tükettikten sonra konuyu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne taşıyarak memurların siyaset yapabilmesinin önünü açacak bir hukuk mücadelesine katkı sunmaktı.
Ancak hayat bazen bambaşka planlar yapıyor.
Üç ay sonra genel seçim kararı alındı. CHP, üyelerle ön seçim yapacağını açıkladı. Ben de “Üyeler karar verecekse aday olur, seçim sürecine katkı sunarım.” diye düşündüm. Emekli oldum ve Samsun’da ön seçime katıldım. Bugün bile o yarışa farklı bir renk kattığımı iddia edebilirim.
O süreç bana siyasetin bambaşka bir dünya olduğunu öğretti.
Memurluktan gelen insanlar çoğu zaman tepeden inme siyaset sahnesine girebiliyor. Oysa yıllarca mahalle mahalle, köy köy emek veren partililer, haklarının yenildiğini düşünüyor. Özellikle öğretmenler siyasette daha dezavantajlı oluyor. Sistemli düşünmeye alışmış öğretmen, doğruları anlatmanın yeterli olacağını sanıyor. Oysa kasaba siyasetinde çoğu zaman doğrular kadar pragmatizm de etkili oluyor.
Bunu hiç unutamadığım bir olayla anlatabilirim.
Aday adaylığı döneminde bir köy toplantısına katılmıştım. Benden önce konuşan bir vatandaş, birlikte yarıştığımız aday adaylarından birini ağır şekilde eleştirdi ve beni destekleyen bir konuşma yaptı.
Dayanamadım.
Söz aldım ve yapılan eleştirilerin haksız olduğunu, eleştirilen kişinin de partimizin bir üyesi ve aday adayı olduğunu söyledim. Beni öven vatandaşı, rakibimi haksız yere suçlamaması konusunda uyardım.
Toplantı bitip ayrılırken yaşlı bir amca bastonuyla yanıma geldi. Omzuma dokundu ve gülümseyerek şöyle dedi:
“Evlat, sen siyaseti bırak. Senden siyasetçi olmaz.”
“Neden amca?” diye sordum.
“Çünkü rakibinin kötülenmesine bile razı olmuyorsun.”
İkimiz de gülüştük.
Ön seçimde listeye giremedim. Buna rağmen seçim bölgelerinin tamamında partim için var gücümle çalıştım. Ancak o süreçte öğrendiklerim, siyasetteki ayak oyunlarından ne kadar habersiz olduğumu gösterdi.
Sonradan öğrendim ki ön seçim kararı bazı çevrelere önceden fısıldanmış. Bazı adaylar belli toplumsal gruplardan çok sayıda kişiyi partiye üye yapmış. Yapılan itirazlar kabul edilmedi ve benim gözlemime göre “yığma üye” desteğiyle öne çıkan isimler ilk sıraları alarak milletvekili seçildi.
Bu bile beni üzmeye yetmişti. Ancak asıl hayal kırıklığını daha sonra yaşadım.
Sporda “tavşan koşucu” kavramını biliyordum; siyasette ise “tavşan aday” kavramını öğrendim.
Benim tanık olduğum süreçte, maddi imkânı güçlü bir adayın, oyların bölünmesini sağlayacak bazı adayların da yarışa girmesine ekonomik destek verdiği yönünde ciddi iddialar konuşuluyordu. Böylece belirli listelere tavşan adaylara verilen oylarla bazı rakiplerin önü kesilmiş oluyordu.
Biz ise safça partimizi büyüttüğümüzü sanarak mücadele ediyorduk.
O günlerde milletvekilliğini fazlasıyla hak ettiğine inandığım ve daha sonra pandemi döneminde kaybettiğimiz değerli dostumuz Müşfik Veysel Erdoğan’ın da büyük haksızlığa uğradığını düşündüm. Sadece onun değil, binlerce partilinin emeğinin de boşa gittiğine inandım.
O seçimden sonra üyelerle yapılan gerçek anlamda bir ön seçim bir daha yapılmadı.
Ben de bir daha aday olmadım.
Kemal Kılıçdaroğlu ile ilgili düşüncelerim ise daha sonra tamamen değişti. Pazar Umut Haber’de yayımlanan önceki yazımda da anlattığım gibi, Adalet Yürüyüşü sürecinden başlayarak, Ekmeleddin İhsanoğlu’nun aday gösterilmesi, dokunulmazlıkların kaldırılması oylaması, laiklik konusunda yapılan açıklamalar ve Diyanet personelinin okullarda görev almasına ilişkin düzenlemeler başta olmak üzere birçok konuda aldığı tutumun yanlış olduğunu düşündüm. Zamanla, kendisinin izlediği siyasi çizginin Türkiye’deki muhalefete zarar verdiği yönünde güçlü bir kanaat oluştu.
Buna rağmen partim zarar görmesin diye eleştirilerimi uzun süre parti içinde dile getirmeyi tercih ettim.
2023 seçimlerinden sonra Samsun Umut’ta

Sayın Kılıçdaroğlu’na Açık Mektup

yayımladığım açık mektupla Sayın Kılıçdaroğlu’nu istifaya davet ettim.
Ardından genel başkan değişti. Parti yeni bir rüzgâr yakaladı. Yerel seçimlerde birinci parti olundu.
Fakat sonrasında yaşanan gelişmeler ve butlan tartışmalarıyla birlikte tablo yeniden değişti. Benim değerlendirmeme göre bu süreç, CHP’nin bölünmesiyle sonuçlandı. Ben, parti içinde kalınmasını ve mücadele edilmesini savunanlardan oldum. Ancak gelinen noktada “Yeni Parti” kuruldu.
Şimdi yeniden bir karar verme zamanı.
Yıllar önce Çaykara’da görev yaparken, 1987 seçimleri öncesinde yaşlı bir amcaya “Kime oy vereceksin? Yeni partiler kuruldu.” diye sormuştum.
Şöyle cevap vermişti:
“Hoca, ben sola oy vermem. Sağda hangi parti iktidar olabilecekse ona veririm.”
Bugün o sözleri hatırlıyorum.
Benim de Recep Tayyip Erdoğan’a oy vermeyeceğim belli.
Önümde iki seçenek vardı.
Ya yaşanan süreci meşrulaştırdığına inandığım bir yapının içinde kalacak ve umutların tükenmesini izleyecektim…
Ya da yeni bir başlangıç yapacaktım.
Toplumda, CHP dışında olup yeni kurulan partiye ilgi duyan çok sayıda insan görüyorum. İktidar değişiminin ancak yeni bir siyasi hareketle mümkün olabileceğine inanan geniş bir kesimin varlığına tanıklık ediyorum.
Ben de bu nedenle CHP’den istifa etme kararı aldım.
Şimdi yeni bir başlangıç için, umudu büyütmek için ve Türkiye’nin demokratik geleceğine katkı sunacağına inandığım yeni siyasi mücadelede yer almak üzere kolları sıvıyorum.
Kararımı verirken tek ölçüm makam ya da mevki değil; ülkemin geleceğine hangi yolun daha fazla katkı sunacağına dair vicdani kanaatim oldu. Yaşanan yargı darbesine itiraz etmek, Aparatları meşrulaştırmamak ve umudu büyüterek laik, demokratik Cumhuriyet’e sahip çıkmak.

* Bu köşe yazısının tüm hakları Pazar Umut Haber'e ait olup işbu yazının ve resimlerin, kaynak gösterilmeksizin kısmen/tamamen izin alınmaksızın yeniden yayımlanması yasaktır.

3 YORUMLAR

  1. Fikirlerimiz benzer olmakla birlikte butlan yönetimi ile mücadele edecek birilerinin de partide kalması gerektiğine inandığım için KK doğrudan cumhur ittifakına katılması veya yeni kapı ruhu ayağına destek vermesi durumunda istifa edeceğim. Sonuçta yeni parti zorunluluktan doğan GEÇİCİ bir parti olduğu için siz geri gelene kadar partiyi kurucu felsefe çizgisine çekip size alan açmak için mücadele edeceğim.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Önceki Yazıları