Altın: 6.721,17
Dolar: 47,78
Euro: 55,18
BIST: -
12.7 C
Rize

Yücel Tanay

yuceltanay@yahoo.com


Diğer Yazarlar

Sovyet Belgeleriyle: Milli Mücadele’de Stratejik İttifak

Rus arşivlerinden gün yüzüne çıkan yeni belgeler, Milli Mücadele yıllarında Ankara ile Moskova arasındaki ilişkinin ideolojik bir yakınlıktan ziyade, çetin bir “reelpolitik” ve stratejik zorunluluklara dayandığını tüm çıplaklığıyla ortaya koyuyor. Doç. Dr. Telli Akhundova Korkmaz’ın “Rus Arşivlerinde Mustafa Kemal Paşa ve Türkiye (1918-1922)” başlıklı kapsamlı araştırması, Sovyet yönetimi ile Mustafa Kemal önderliğindeki Ankara hükümeti arasındaki ilişkinin, karşılıklı çıkar ve kuşku dengesi üzerine kurulu olduğunu belgeliyor.
​Milli Mücadele yıllarında kurulan bu temas, uzun yıllar boyunca “ortak düşmana karşı zorunlu yakınlaşma” olarak literatürde yer buldu. Ancak gün yüzüne çıkarılan yazışmalar, bu ilişkinin perde arkasında çok daha hesaplı ve profesyonel bir diplomasinin yürütüldüğünü gösteriyor. Sovyet bürokrasisi, Mustafa Kemal Paşa’nın Anadolu’da başlattığı hareketi, yalnızca bir ulusal kurtuluş mücadelesi olarak değil, Batı emperyalizmine karşı kendi güvenliği adına kritik bir “tampon bölge” girişimi olarak değerlendiriyordu.
​MOSKOVA’NIN KRİZ SENARYOSU VE ÇİÇERİN’İN ENDİŞELERİ
​Belgelerin en dikkat çekici yönü, Sovyet yönetiminin Ankara’ya yardım ederken Mustafa Kemal’i asla bir “Bolşevik yoldaş” veya “komünist bir lider” olarak konumlandırmamasıdır. Moskova, Mustafa Kemal’in milli bir çizgi izlediğini gayet iyi biliyordu; ancak onun başarılı olması, Sovyet çıkarları için tartışmasız bir zorunluluktu.
​Rus arşivlerindeki en kritik belgelerden biri, Sovyet Dışişleri Halk Komiseri Georgiy Çiçerin’in 27 Eylül 1920’de Lenin’e sunduğu rapordur. Çiçerin, Batı kaynaklarından aldığı istihbaratla Kemalistlerin malzeme eksikliği nedeniyle yaşadığı zorluklara dikkat çekerken, olası bir Türk yenilgisinin Anadolu ile sınırlı kalmayacağını vurguluyordu. Çiçerin’e göre Ankara’nın düşmesi, Kafkaslar’da Sovyet etkisini sarsacak, Antant güçlerinin bölgede yeniden inisiyatif almasına yol açacak ve Rusya’nın güney hattını kuşatma altına alacak stratejik bir felaket demekti.
​ANADOLU DİRENÇ NOKTASI: BİR GÜVENLİK KALKANI
​Arşiv kayıtları, Sovyet yönetiminin Ankara’yı ideolojik bir müttefikten ziyade, Batı emperyalizmine karşı bir “direnç hattı” olarak gördüğünü kanıtlıyor. Bolşeviklerin bakış açısına göre Ankara’nın ayakta kalması, yalnızca Türkiye’nin değil; Bakü’nün, Türkistan’daki Müslüman Türk toplulukların ve Sovyetlerin Türk ve Müslüman nüfuslu bölgelerinin güvenliğini doğrudan etkiliyordu. Dolayısıyla yapılan silah ve para yardımları, bir dayanışma jestinden ziyade; stratejik bir “savunma yatırımı” olarak değerlendiriliyordu.
​SOVYET RUSYA, TÜRKİSTAN VE OSMAN HOCA’NIN MİLLİ MÜCADELE’YE YARDIMLARI
​Milli Mücadele’nin en kritik dönemlerinde Anadolu’ya ulaşan destek, yalnızca Sovyet Rusya’nın devlet düzeyindeki yardımlarıyla sınırlı değildi. Bu süreçte Türkistan coğrafyası, özellikle Buhara Halk Sovyet Cumhuriyeti’nin ilk Cumhurbaşkanı Osman Hoca (Kocaoğlu) gibi liderlerin öncülüğünde, Anadolu’daki direnişe büyük bir gönül bağıyla destek vermiştir.
​Osman Hoca, Türkistan’daki bağımsızlık arayışlarını ve Türkiye’nin verdiği Milli Mücadele’yi aynı stratejik eksende görmüştür. Arşiv kayıtları ve dönemin tanıklıkları, Osman Hoca’nın Türkistan halkından topladığı yardımları, altınları ve kıymetli eşyaları Milli Mücadele’nin emrine sunduğunu doğrulamaktadır. Türkistanlıların, Anadolu’daki kardeşlerinin emperyalizme karşı verdiği savaşı kendi varoluş mücadeleleri olarak benimsemeleri, lojistik desteğin ötesinde derin bir manevi dayanışma yaratmıştır. Sovyet Rusya üzerinden organize edilen nakliye hatları, hem Rusya’nın stratejik askeri yardımlarını hem de Türkistan coğrafyasından akan bu halk desteklerini güvenle Anadolu’ya ulaştırmıştır. Osman Hoca’nın bu fedakâr katkıları, Milli Mücadele’nin askeri kapasitesini güçlendirdiği kadar, iki coğrafya arasındaki sarsılmaz bağın da tarihi bir nişanesi olmuştur.
​MUSTAFA KEMAL’İN DİPLOMATİK SATRANCI: “YAKIN DUR AMA İÇERİ SOKMA”
​Ankara’nın Moskova’ya yaklaşımı da aynı ölçüde keskin bir denge politikasına dayanıyordu. Mustafa Kemal Paşa, Bolşeviklerle ilişki kurmanın Milli Mücadele’nin başarısı için elzem olduğunu biliyordu; ancak izlediği “yakın dur ama içeri sokma” stratejisi, devletin bağımsızlığını korumak adına atılmış dahiyane bir adımdı.
​Öte yandan Sovyet elçisi Semyon Aralov’un Lenin’e aktardığı gözlemler, Sovyetlerin Mustafa Kemal’i doğru analiz ettiğini gösterir. Lenin’in, Mustafa Kemal’i “sosyalist değil ancak ilerici, kabiliyetli ve teşkilatçı bir devlet adamı” olarak tanımlaması, Moskova’nın Ankara’ya karşı beslediği “saygılı ama mesafeli” tutumu özetlemektedir.
​YENİ REJİM VE BÖLGESEL ENDİŞELER
​Arşiv belgelerinde Sovyet bürokrasisinin Türkiye’de kurulacak rejime dair öngörüleri de dikkat çekicidir. Çiçerin ve ekibinin analizlerinde, Türkiye’nin bir Cumhuriyet rejimine evrileceği ve ülkede komünizm için uygun bir zemin bulunmadığı net bir şekilde ifade edilmiştir.
​Ancak zaman geçtikçe Sovyetler, Batı’dan duydukları endişeye bir de “Kemalizmin bölgesel etkisini” eklediler. Mustafa Kemal’in başarısının Azerbaycan, Dağıstan, Kuzey Kafkasya ve Türkistan’daki Müslüman Türk topluluklar ile Sovyetlerin Türk ve Müslüman nüfuslu bölgeleri üzerinde bir model oluşturmasından duyulan tedirginlik, arşiv kayıtlarına yansımıştır. Hatta Ankara tarafından kurulan Türkiye Komünist Fırkası’nın “uydurma bir oluşum” olarak nitelendirilmesi, her iki tarafın birbirinin hamlelerini ne kadar soğukkanlılıkla izlediğinin bir diğer kanıtıdır.
​SONUÇ: BİR İTTİFAKIN ANATOMİSİ
​Özetle, arşiv belgeleri bize duygusallıktan uzak, tamamen gerçekçi ve yüksek diplomasi oyunlarına dayalı bir dönem tablosu sunuyor. Bu ittifak, iki tarafın geçici menfaatleri doğrultusunda birleştiği; ancak her iki tarafın da birbirinin niyetlerinden ve ideolojik sınırlarından emin olduğu, modern tarihimizin en stratejik satranç maçlarından biridir.
​KAYNAKÇA
1.​Korkmaz, T. A. (2023). “Rus Arşivlerinde Mustafa Kemal Paşa ve Türkiye (1918-1922)”. Türklük Bilimi Araştırmaları (TÜBAR), Sayı 54, ss. 11-28.
2.​Soysal, İ. (2000). Türkiye’nin Siyasal Antlaşmaları (1920-1945), Cilt 1. Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları.
3.​Aralov, S. İ. (1985). Bir Sovyet Diplomatının Türkiye Hatıraları (1922-1923). (Çev. H. B. Kars). İstanbul: İletişim Yayınlar

* Bu köşe yazısının tüm hakları Pazar Umut Haber'e ait olup işbu yazının ve resimlerin, kaynak gösterilmeksizin kısmen/tamamen izin alınmaksızın yeniden yayımlanması yasaktır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Önceki Yazıları