Zor zamanlardan geçiyoruz. “Emperyalizmin en yüksek aşaması savaştır ve kapitalizmin en yüksek aşaması da emperyalizmdir” der Vladimir İlyiç Ulyanov Lenin. Bugün bu durumu alabildiğine şiddetle yaşıyoruz.
Katil Amerika, katil İsrail ile beraber olmuş, hayasızca İran’a saldırıyor. Biz Kemalistler; tam bağımsızlığın, milletin kazanılmış ve daimi hakkı olduğuna inanırız. Hiçbir milletin, diğer başka bir milleti asla işgal etmemesi gerektiğini kabul ederiz.
Ancak faşist İsrail ile kapitalist Amerika el ele vermiş; Maduro’yu yerinden yurdundan ettiği yetmezmiş gibi İran’a da pervasızca ve hayasızca saldırıyor. Kuşkusuz o meşhur gerçeğin klişeleşmiş ifadesi olan “Susma, sustukça sıra sana gelecek” gerçeğinin hayata geçmiş örnekleriyle karşı karşıya kalmış bulunuyoruz.
Kuşkusuz ki sıra bize de gelecek. Katil Amerika ve katil İsrail, hiçbir hukuk ve ilke tanımadan saldırıyor, yağmalıyor ve kan döküyor. Bu devletlerin yetkilileri bizi de tehdit ediyor; bu tehditler bazen açık, bazen de örtük bir tarzda kendini gösteriyor. Öte yandan ülkede —felaket tellallığı yapmıyoruz ama— maalesef her şey kötüye gidiyor. Eğitim tam anlamıyla çökmüş durumda. En yüksek hedefi, her ilçede lise muadili olarak açılmış üniversitelere öğrenci yetiştirmek olan eğitim konsepti; bunu dahi sınırlı oranda başarabilirken, diğer eğitsel amaçlar gençliğimizden adeta kilometrelerce uzakta.
Ekonomi çökmüş, toplumsal barış yok olmuş, uluslararası ilişkilerde dibe vurmuşuz. Özgürlükler askıya alınmış ve daha pek çok sorun havada adeta taklalar atıyor. Bir yandaş ve yağcı kesim oluşturulmuş; ülke dibe vurdukça sorunu görmek yerine, ülkenin durumuna ayna tutanları suçluyorlar. Yine bu kesim, ülke kötüye gittikçe Mustafa Kemal’e, onun ilke ve devrimlerine şirretçe ve hayasızca saldırıyor. “Keşke Yunan galip gelseydi, daha iyi olurdu” diyebilecek kadar arsızca…
Biz sorunun nerede olduğunu ve çözümün nasıl olacağını biliyoruz. Sorunun temelinde akıl, ahlak ve bilim dışılık var. Bugün coğrafyamızda akıl ve bilim askıya alınmış durumda. Birileri bizim yerimize düşündüğünü ifade ediyor; ancak bu düşünme süreci, sadece bizim adımıza düşündüklerini söyleyenlerin çıkar döngüsüne hizmet ediyor.
Bilim, iki buçuk teknolojik oyuncakla şov aracı haline getirilmiş; ahlak ise paranın, makamın, şehvetin ve şöhretin dansında ayaklar altında ezilmiş, adeta pestili çıkmış vaziyette yatıyor. Etnik faşistler, bölücüler, faşizmi din sosuna batırıp pazarlayanlar, ırkçılar, Batıcılar, din faşistleri, mafyalar, sekter ateistler, para babası burjuvalar ve patronlar; hem milletin canına okuyor hem de birer vampir gibi ülkenin kanını emiyor.
Biz Kemalistler ise akıl, ahlak ve bilim üçlüsüne sımsıkı sarılarak dimdik ayakta duruyoruz. Kemalizm’in aydınlık yolu çizgisinde; insanımızı dirilmeye ve ayağa kalkmaya çağırıyoruz. Kemalizm’e kara çalanların cerahatli yalanlarını bir bir patlatacağız. Gardırop Atatürkçüleri bizden uzak dursun. Biz gerekirse göğsümüzde şarapnel parçalarını söndürerek, karlar üstünde uyumaya hazırız; tıpkı Mustafa Kemal misali.
Mustafa Kemal; “Milletin istiklali söz konusu olmadıkça savaş bir cinayettir” diyen ve milletimizin istiklali söz konusu olduğunda nice zaferler kazanan büyük bir askeri dehadır. İşte bu yüzden Atatürk, işte bu yüzden Kemalizm!
O, milli iradeye dayalı yeni bir devlet kurdu. Saltanatı kaldırdı, Cumhuriyeti ilan etti, halifeliği kaldırdı. Bu ülkeye evrensel ilkelere dayalı hukuk sistemini kazandırdı. Okuma yazmayı kolaylaştıran Harf Devrimi’ni yaptı. Getirdiği ilke ve devrimlerle ekonomik kalkınma ve eğitimde pek çok başarının kapısını açtı.
İşte bu yüzden Atatürk, işte bu yüzden Kemalizm!
“Yurtta sulh, cihanda sulh” vizyonuna bugün ne kadar ihtiyaç duyduğumuzu bir kere daha anladık. Sanata değer vermeyi, çalışkanlığı, cesareti, millet sevgisini, inançlara saygı duymayı ancak inancın sömürülmemesini, yurdun kıymetini, ulusu ve insanı sevmeyi; hayatta egonun değil, ilkelerin önemli olduğunu ondan öğrendik.
İşte biz bu yüzden Atatürk diyor ve “Yaşasın Kemalizm!” diye haykırıyoruz.
Sevgi, sağlık ve mutlulukla kalın.
