Konuma geçmeden önce şunu belirteyim: Kemalizm ve Atatürkçülük iki ayrı düşünce, iki ayrı dünya görüşü ve iki ayrı tutumdur. Konum bu olmadığı için ayrıntılı bir açılım yapmayacağım. Ancak şu kadarını söyleyeyim ki Kemalizm, Mustafa Kemal’in düşünce ve devrimlerinin evrenselleşmiş ve devrimci boyutlarını ifade ederken; Atatürkçülük, büyük oranda yerel ve zaman zaman darbecilerin izin verdiği ve şekillendirdiği çerçevede sınırlı, utangaç bir düşünce sistemini ifade eder.
Bazı kesimler, Mustafa Kemal’i gerçek anlamda yalnızca Kemalizmin temsil ettiğini söylerken; bazı kesimler ise “Ben Atatürkçüyüm.” ifadesinde diretmenin Atatürk’e sadakatin göstergesi olduğunu düşünürler.
Bazı kesimler ise iki ifadenin de aslında aynı şeyi işaret ettiğinde ısrar ederler. Bunu ayrı bir yazıda ele alıp tartışmayı düşünüyorum. Ama şimdilik bunu erteliyor ve kendisini Atatürkçü veya Kemalist olarak ifade edenleri aynı çerçeveye koyarak yazımı sürdürüyorum.
Bu çerçevede ben bu yazıda Atatürkçülük ifadesini de kullansam, Kemalizm ifadesini de kullansam siz aynı şeyi anlayın.
Şimdi geçelim konumuza…
Atatürkçüler ne yapmalı?
Evet, ilk cevabımız şudur: Atatürkçüler önce Atatürkçü olmalı ve Atatürkçülük nehrinin aktığı denize doğru yol almalıdırlar.
Neresidir o deniz?
Bazıları “Çağdaş uygarlık düzeyi.” diyecek.
Hayır.
Atatürkçülük nehrinin aktığı deniz sosyalizmdir.
Şimdi pek çok kişinin itirazlarını duyar gibiyim:
“Oo…”
“Ammada attın Osman Hoca!”
“Olur mu öyle şey?”
Ama derin bir analiz bizi kayıtsız şartsız bu sonuca götürecektir. Çünkü sosyalizmin hedefleri ile Kemalizmin hedefleri son tahlilde aynıdır.
Sosyalizm insanlık der.
Kemalizm de insanlık der.
Sosyalizm barış der.
Kemalizm de barış der.
Sosyalizm bilim der.
Kemalizm de bilim der.
Sosyalizm kardeşlik der.
Kemalizm de kardeşlik der.
Sosyalizm sanat der.
Kemalizm de sanat der.
Sosyalizm kalkınma der.
Kemalizm de kalkınma der.
Sosyalizm antiemperyalizm der.
Kemalizm de antiemperyalizm der.
Sosyalizm refahın yaygınlaştırılması der.
Kemalizm de refahın yaygınlaştırılması der.
Sosyalizm kadın hakları der.
Kemalizm de kadın hakları der.
Sosyalizm halk yönetimi der.
Kemalizm de halk yönetimi der.
Bu listeyi uzatabiliriz.
Peki, ayrım noktaları yok mu?
Elbette var. Ama bu ayrım elbette olacaktır. Kimle kim arasında yok ki? Sovyetler Birliği ile Yugoslavya arasında yok muydu? Elbette vardı. Ama ikisi de sosyalistti.
Şu bir gerçek ki Mustafa Kemal, devrimlerine ve kurduğu Cumhuriyet’e açıkça sosyalizm dememiştir. Ama bana göre idealleri büyük ölçüde aynıdır.
Şöyle bir soru sorulabilir:
“Sosyalizmde proletarya diktatörlüğü hedefi varken, Kemalizmde millet egemenliği hedeflenmiyor mu?”
Evet. Ama Mustafa Kemal’in milletten anladığı ile Marx’ın proletaryadan anladığı yaklaşık olarak aynıdır. Türkiye’de o dönemde ciddi bir sanayi olmadığından işçi sınıfı yeterince oluşmamıştı. Mustafa Kemal, “Köylü milletin efendisidir.” sözüyle aslında emekçilerin, yani proletaryanın iktidarına kapı aralamıştır.
Bu konu hakkında başlı başına bir çalışma niteliğinde yazı yazmayı düşündüğüm için burada ayrıntıya girmiyor, bu kadarla yetiniyorum.
Kemalistler ve Atatürkçüler NATO’ya açık ve net karşı olmalıdır. Bunu dile getirenler var ama en sert karşı çıkanlar bile ürkek ve çekingen bir tutum sergilemektedir. Oysa NATO’ya karşı çıkmak, emperyalizme karşı çıkmaktır. NATO’ya karşı çıkmak, işgallere karşı çıkmaktır. NATO’ya karşı çıkmak, katliamlara ve insan hakları ihlallerine karşı çıkmaktır. NATO’ya karşı çıkmak, Uğur Mumcu’ları, Bahriye Üçok’ları katleden anlayışa karşı çıkmaktır.
NATO, üye ülkelerin topraklarını değil; Amerika’nın çıkarlarını ve kapitalist emperyalizmi savunur. Bu yüzden Kemalistler ve Atatürkçüler, NATO’nun Türkiye’yi savunacağına dair söylenen sözlere inanmayacak kadar uyanık olmalıdır. Hatta yalnızca NATO’ya karşı olmakla yetinmeyip, NATO karşıtı mücadelede öncü rol üstlenmelidir.
Atatürkçüler ve Kemalistler, vatan anlayışlarını da gözden geçirmelidir.
Birinci Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı yıllarının koşulları gereği “vatan” refleksi daha çok toprak merkezliydi. Çünkü vatan toprakları paylaşılmaya çalışılıyor, insanlar o topraklar üzerinde katlediliyordu. O dönemin aydınları da bu atmosfer içinde yetişmişti.
Bu yüzden “Söz konusu vatansa gerisi teferruattır.” sözü o gün için anlaşılabilir.
Ancak günümüzde bu sözün aynı biçimde kullanılması, manipülasyona açık hâle gelmiştir. Birileri bu sözü, geçmişte olduğu gibi, hukuk dışı uygulamaları meşrulaştırmak için kullanabilmektedir.
Bu nedenle bugün şu sözü öne çıkarmak gerekir:
“Söz konusu insan hak ve özgürlükleri ise gerisi teferruattır.”
Çünkü insan hak ve özgürlüklerinin olmadığı yerde gerçek anlamda vatandan da söz edilemez.
Atatürkçülük yalnızca ülke güvenliğini, hem de statükoyu esas alarak savunmak değildir. Atanamayan öğretmenler yerlerde sürüklenirken buna sessiz kalıp başka tartışmaların peşine düşmek Atatürkçülük değildir.
Bu ülkenin hak arayan emekçileri yerlerde süründürülmediği gün, başka birçok sorun da kendiliğinden çözülecektir.
Atatürkçüler yaşam tarzları konusunda da kendilerine çekidüzen vermelidir. Kravat ve tıraş takıntısı burjuva dayatmasıdır. Yeri gelir sakal özgürlüğün simgesi olur. Yeri gelir kravatsız gömlek alın terinin sembolü olur.
Atatürkçüler ve Kemalistler, çağdaşlık adına yaşam tarzı ve kıyafet dayatmaktan vazgeçmelidir. Hatta “çağdaşlık” yerine “uygarlık” kavramını kullanmanın daha doğru olduğunu düşünüyorum.
Atatürkçüler ve Kemalistler geçmişte takılıp kalmamalıdır. Kadir Mısıroğlu gibi isimlerin iddialarına sürekli cevap yetiştirmek yerine, geleceğe yönelik projeler üretmelidirler. Çünkü Mustafa Kemal dün değil, gelecektir.
Çalışma anlayışı ve çalışma etiği de yeniden değerlendirilmelidir. Okulunu boyayan öğretmen figürü 1930’larda anlamlı olabilir. Bugün bunu örnek göstermek ise sömürülen öğretmenin sömürülmesini erdem gibi sunmaktır.
Devleti yönetenlerin israfı “itibar” diye savunduğu bir dönemde, “Benim öğretmenim okulun badanasını yapıyor.” söylemini övgü olarak sunmak, aslında öğretmeni yüceltmek değil; onu değersizleştirmektir.
Atatürkçüler ve Kemalistler, 27 Mayıs dâhil bütün darbelere; sivil vesayete olduğu kadar askerî vesayete de açık ve net biçimde karşı çıkmalıdır. MGK Atatürkçülüğü ile hiçbir yere varılamayacağını tarih ve sosyoloji bize açıkça göstermiştir.
Birlik, dayanışma ve bunun eylemle ortaya konulması son derece önemlidir.
Okumak, öğrenmek, araştırmak ve bilgi temelli düşünmek en çok Atatürkçülere ve Kemalistlere yakışır.
Kültürde, sanatta, sporda, tarımda ve hayvancılıkta öncü ve lokomotif görev üstlenmelidirler.
İktisadi yapılanmalarda da artık ciddi adımlar atmanın zamanı gelmiştir.
Zamanı en iyi şekilde değerlendirmek, Atatürk’ü öğrenmek ve öğretmekle mümkündür. Bu nedenle insanı geliştirmeyen uğraşlardan uzak durmak gerekir.
Ve son olarak…
Atatürkçüler ve Kemalistler, düzen partilerinden bağlarını koparmalıdır. Çünkü bu kapitalist düzenin bütün düzen partilerini çürüttüğünü düşünüyorum. Bugünün düzen partilerinden ne kadar uzak durulursa, Mustafa Kemal’in aydınlık yoluna o kadar yaklaşılmış olur.
Benden söylemesi…
Sevgiyle kalın.
