Milli Mücadele Yıllarında Etnik İhanet
Bir milletin var olma mücadelesi verdiği en karanlık ve en şanlı dönem, şüphesiz Milli Mücadele yıllarıdır. Anadolu, dört bir yandan işgal altındayken Türk milleti sadece cephede düzenli ordulara karşı değil, aynı zamanda yüzyıllardır bir arada yaşadığı, “tebaa-i sadıka” (sadık tebaa) olarak gördüğü bazı azınlık grupların etnik ihanetleriyle de savaşmak zorunda kalmıştır. Bu ihanet, Anadolu’nun dağlarında ve rıhtımlarında kan akıtırken, İmparatorluğun başkenti İstanbul’da ise doğrudan devletin kalbine saplanan bir hançere dönüşmüştür.
İstanbul’da Payitahtın Kalbine Vurulan Darbe: Fener Patrikhanesi ve İşgal Coşkusu
30 Ekim 1918’de imzalanan Mondros Mütarekesi’nin ardından İtilaf Devletleri’ne ait 55 parçalık devasa işgal filosu 13 Kasım 1918’de İstanbul önlerine demirlediğinde, şehirdeki bazı azınlık unsurlar tam bir histeri ve sevinç çığlığıyla sokağa dökülmüştür. Yüzyıllardır korunan hoşgörünün yerini anında açık bir düşmanlık almıştır.
Bu ihanetin organizasyon merkezi, Fener Rum Patrikhanesi ve onun başında bulunan Vekil Metropolit Doroteos idi. Patrikhanenin ve işbirlikçi azınlıkların İstanbul’da yürüttüğü faaliyetler tarihe birer kara leke olarak geçmiştir:
Mavi-Beyaz İşgal Sembolleri: İşgal gemileri Boğaz’a girdiğinde, Beyoğlu ve Galata başta olmak üzere şehrin birçok noktasındaki Rum evleri, dükkanları ve hatta kiliseler dev Yunan bayraklarıyla donatılmıştır. Rum gençleri sokaklarda Türk subaylarının feslerini ve apoletlerini yırtmış, Türklere ait ev ve iş yerleri yağmalanmıştır.
Osmanlı Vatandaşlığının Reddi: Metropolit Doroteos liderliğindeki Fener Rum Patrikhanesi, açıkça Osmanlı Hükümeti’ni tanımadığını ilan etmiş, Rum cemaatinin Osmanlı nüfus cüzdanlarını iade etmesi yönünde kararlar aldırmıştır. Amaç, İstanbul’daki Türk egemenliğini tamamen bitirmek ve şehri Yunanistan’a bağlamaktı.
Mavri Mira ve Terör Ağı: İstanbul’da kurulan Mavri Mira (Kara Gün) cemiyeti, doğrudan Patrikhanenin alt katlarında ve Rum okullarında örgütlenmiştir. Resmi olarak bir hayır kurumu gibi gösterilen bu cemiyet; Kızılhaç örgütü ve Rum İzci Kulüpleri kisvesi altında Anadolu’ya sevk edilmek üzere silah depolamış, çeteler kurmuş ve işgal devletlerine istihbarat sağlayan devasa bir casusluk şebekesi gibi çalışmıştır. İstanbul’daki Ermeni muhibbi cemiyetleriyle de ortak hareket ederek Türk nüfusu azınlıkta göstermek için sahte belgeler üretmişlerdir.
İzmir’in İşgali ve İhanetin Sembolü: Metropolit Hrisostomos
İstanbul’daki bu hazırlıkların ve diplomatik ihanetin sahaya yansıyan en acı sahnelerinden biri 15 Mayıs 1919’da İzmir’de yaşanmıştır. Yunan ordusu İzmir rıhtımına ayak bastığında, onları karşılayanların başında İzmir Metropoliti Hrisostomos geliyordu. Dini bir lider olmanın çok ötesinde, Megali İdea (Büyük Ülkü) fanatiği bir siyasi aktör gibi davranan Hrisostomos, işgalci askerleri büyük bir coşkuyla karşılamış ve rıhtımda diz çökerek Yunan askerlerinin ellerini, silahlarını ve sancaklarını kutsamıştır.
Hrisostomos’un bu esnada Türk milletini derinden yaralayan, nefret dolu şu sözleri tarihin kara sayfalarına kaydedilmiştir:
”Bugün İsa’nın en büyük mucizesini görüyorum. Karşınızda diz çöküyor, dindaşlarım olan siz askerlerin silahlarını ve sancaklarını kutsuyorum. Bu topraklarda uşak olarak yaşayan Türkleri uşak olarak bile bırakmayın, onları tamamen temizleyin! Bu barbarların kökünü kazıyın. Helenizm’in bayrağını buraya dikin!”
Bu kışkırtıcı konuşmasının hemen ardından, işgalci askerler ve yerli Rum çeteleri İzmir’de ilk kanı akıtmış, silahsız Türk askerlerini ve sivilleri katletmeye başlamıştır. (İşte bu vahşete ilk kurşunu sıkarak direnişin meşalesini yakan ise gazeteci Hasan Tahsin olmuştur.)
Karadeniz’deki Kanlı Rüya: Trabzon Metropoliti Hrisanthos ve Pontusçuluk
Etnik ihanetin bir diğer tehlikeli yüzü ise Doğu Karadeniz bölgesinde sahneye çıkmıştır. Samsun’dan Trabzon’a kadar uzanan sahilde bağımsız bir “Pontus Rum Cumhuriyeti” kurma hayali, hem İstanbul’daki Mavri Mira hem de yerel kiliseler tarafından körükleniyordu. Bu hareketin Karadeniz’deki diplomatik ve siyasi beyni, Trabzon Rum Metropoliti Hrisanthos (Filipidis) idi. Hrisanthos, din adamı cübbesinin altında azılı bir Türk düşmanlığı yürütüyordu:
İşgalcileri Karşılama: Henüz Birinci Dünya Savaşı sırasında, 1916 yılında Rus ordusu Trabzon’u işgal ettiğinde Hrisanthos, Rus komutanları büyük bir sadakatle karşılamış ve Rusların izniyle şehirde tamamen Rumlardan oluşan geçici bir yerel yönetim kurarak Türk nüfusu baskı altına almıştır.
Avrupa Kapılarında Bölücülük: Mondros sonrasında ise Hrisanthos, Paris Barış Konferansı’na ve Londra’ya bizzat giderek batılı devletlere sahte nüfus istatistikleri sunmuş, Karadeniz’de Türklerin çoğunlukta olmadığını iddia ederek bölgenin Yunanistan’a bağlanması veya özerk bir Pontus devleti olması için kulis yapmıştır. Batum’da “Pontus Cumhuriyeti” adıyla bir heyet kurdurmuş; seyahat belgeleri mühürletip, pasaport bastırıp haritalar çizdirmiştir.
Siyasi ayağını Hrisanthos ve Amasya Metropoliti Germanos gibi isimlerin yürüttüğü bu ihanetin dağlardaki karşılığı ise tam bir vahşetti. Askere gitmeyerek firar eden ve kiliseler tarafından silahlandırılan 25 bine yakın Rum eşkıyası, çeteler halinde örgütlenmiştir. Bu çeteler, Türk ordusunun cephede savaşmasını fırsat bilerek savunmasız Türk köylerini basmış, kundaktaki bebeklerden yaşlılara kadar binlerce masum Karadenizliyi katletmiş ve 400’den fazla Türk köyünü haritadan silmiştir.
Diğer Etnik İhanet Odakları
Milli Mücadele süresince Anadolu’nun her köşesinde işgalci devletlerin uşaklığını yapan benzer yapılanmalar mevcuttu:
Hınçak ve Taşnak Cemiyetleri: Doğu Anadolu ve Çukurova (Adana) bölgesinde Fransız işgalcilerin üniformasını giyen Ermeni intikam alayları, bölgedeki Türk nüfusa karşı toplu katliamlara girişmiştir.
Etniki Eterya ve Kordos Cemiyeti: Göçmen haklarını koruma bahanesiyle kurulan Kordos cemiyeti, aslında Anadolu’ya dışarıdan Rum nüfus taşıyarak demografik yapıyı Türklerin aleyhine değiştirmek için çalışan bir diğer paravan etnik örgüttü.
Tarihin Adaleti ve Büyük Zafer
İstanbul’un, Karadeniz’in ve Ege’nin işbirlikçi etnik çetelerine karşı Türk milleti topyekun bir direnişe geçmiştir. İstanbul’un karanlık dehlizlerindeki Mavri Mira ajanlarına karşı Karakol Cemiyeti ve Mim Mim Grubu gibi Türk istihbarat teşkilatları amansız bir yeraltı savaşı vermiş, İstanbul’dan Anadolu’ya silah ve cephane kaçırmıştır.
Karadeniz’de ise Topal Osman Ağa ve Giresunlu gönüllüler başta olmak üzere, Kuva-yı Milliye ruhuyla dağlara çıkan yiğitler Pontus çetelerine karşı amansız bir temizlik harekatı yürütmüştür. Ankara Hükümeti, Sakallı Nurettin Paşa komutasında Merkez Ordusu’nu kurarak isyanları bastırmış; Amasya İstiklal Mahkemeleri etnik ihanetin elebaşlarını cezalandırmıştır.
Başkomutan Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde şahlanan Türk milleti, 9 Eylül 1922’de İzmir’de Yunan ordusunu denize döktüğünde hem içerideki hem de dışarıdaki tüm ihanet odaklarının kanlı hayalleri tarihin çöplüğüne gömülmüştür. Gıyabında ölüm cezasına çarptırılan Trabzon Metropoliti Hrisanthos gibi isimler korkup kaçarken, bu asil topraklar bir kez daha hürriyetine kavuşmuştur.
Milli Mücadele yıllarındaki bu etnik ihanet vakaları, bir milletin en zor anında “içerideki düşmanın” dışarıdakinden çok daha sinsice arkadan vurabileceğini gösteren, gelecek nesiller için derslerle dolu tarihi bir vesikadır.
Kaynakça
Sarıhan, Zeki. Kurtuluş Savaşı Günlüğü: Açıklamalı Kronoloji (Cilt I – IV), Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara.
Sofuoğlu, Adnan. Fener Rum Patrikhanesi ve Siyasi Faaliyetleri, Turan Kültür Vakfı Yayınları, İstanbul, 1996.
Yealalı, Sabahattin. Pontus Meselesi ve Karadeniz’de Rum Mezalimi, Genelkurmay Askeri Tarih ve Stratejik Etüt (ATASE) Başkanlığı Yayınları, Ankara.

Diyebilirim ki konuyu fazla detaya kaçmadan konunun hakkını vererek anlatmışsın.Kaynak ,başvuru olabilecek bir solukta okunacak değerde bir yazı. TEBRİK EDERİM SEVGİLİ YÜCEL
Çok sağ ol, değerli hocam, ögrencin olmaktan gurur duyuyorum.