Altın: 6.420,16
Dolar: 49,74
Euro: 55,81
BIST: -
13.7 C
Rize

Yücel Tanay

yuceltanay@yahoo.com


Diğer Yazarlar

Şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi ve Tarihsel İkiyüzlülük

Söylemde “Gâvur” Karşıtı, Sığınakta Yunanistan: Şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi ve Tarihsel İkiyüzlülük
​“Ey kahraman askerler… Mustafa Kemal, Ali Fuat, Bekir Sami gibi hainlerin, zalimlerin cinayetlerine daha ne kadar göz yumacaksınız? Elinize aldığınız fetva-i şerif ki Allah’ın emridir. Okuduğunuz hattı münif ki halifemizin, padişahımızın bir fermanıdır. Siz Allah’ın emrine, halifenin fermanına uyarak bu canileri, bu katil canavarları daha ziyade yaşatmamakla memur ve mükellefsiniz…” (Teali İslam Cemiyeti’nin bildirisinden, Ağustos 1920)
​Geçtiğimiz hafta Tokat’ta bir caddeye Mustafa Sabri Efendi’nin adının verilmesi kamuoyunda büyük tepki çekti. Tepkiler üzerine o isim tabela değiştirilerek kaldırıldı.
​Mustafa Sabri’yi aklamaya çalışanlar, onun Kuva-yı Milliyeciler hakkındaki katliam fetvasında imzasının olmadığını iddia ediyorlar. Oysa Celal Bayar Ben de Yazdım adlı eserinde şöyle der:

​“Mustafa Sabri Efendi (…) İngiliz himayesine girmekten başka kurtuluş yolu olmadığını iddia edenlerdendir. Milli Mücadele’nin şiddetli düşmanıdır. (…) KUVAYI MİLLİYECİLERİN KATLİ VACİPTİR FETVASINI YAZAN ODUR, İMZA EDEN DÜRRİZADE’DİR…” (Celal Bayar, Ben de Yazdım, C. 8, s. 142)

​Fetvanın altında imzasının olmamasının tek nedeni, o sırada şeyhülislam olmamasıydı. Üçüncüsü; Mustafa Sabri, Müderrisler Cemiyeti ve Teali İslam Cemiyeti adına bu ihanet fetvasını destekleyen üç ihanet bildirisi yayımladı. Dahası, Teali İslam Cemiyeti’nin Ağustos 1920’deki birinci ihanet bildirisinden açıkça “fetva-ı şerife” olarak söz ediyordu. Ayrıca bu bildirileri yayımlarken aynı zamanda şeyhülislamdı.
​Bölücü Siyaset: Hürriyet ve İtilaf Fırkası ve İngiliz Muhipleri Bağlantısı
​Mustafa Sabri, Türk yurdunu eyaletlere bölüp parçalamak isteyen, ademi-merkeziyetçi bir anlayışı savunan Hürriyet ve İtilaf Fırkası’nın en aktif üyelerinden ve önde gelen kurmaylarındandı. Fırkanın bu bölücü siyasi çizgisiyle yetinmeyip, Kurtuluş Savaşı’na karşı İngiliz mandasını ve himayesini açıkça savunan isimlerin başında geldi.
​Doğrudan İngiliz Muhipleri Cemiyeti’nin kurucusu Sait Molla ile sıkı bir siyasi iş birliği ve stratejik ortaklık içerisindeydi. Yönetiminde yer aldığı Teâli-i İslâm Cemiyeti vasıtasıyla İngiliz Muhipleri Cemiyeti ile aynı hedefe hizmet etmiş, Millî Mücadele’yi ezmek ve Türk vatanını bölmek için İngiliz istihbaratıyla ve mandacı yapılarla ortak hareket etmekten çekinmemiştir.
​Ailesi Bile Tepki Gösterdi
​Sevr Antlaşması’nın imzalandığı günün gecesi ailesiyle oturduğu Meşihat binasında eşi Ulviye Hanım’ın ağlayarak:

​“Sen Allah’tan korkmadın mı? Peygamber’den utanmadın mı? İzmir’in Yunanlılara verilmesine nasıl razı oldun? İstifa edeydin de imza etmeseydin!”

​diyerek çıkıştığı, Mustafa Sabri’nin eşine cevap veremediği aktarılır.
​Kuvayı Milliye Düşmanlığı ve İhanet Bildirileri
​Dürrizade’nin ihanet fetvasından söz ediliyor ancak Mustafa Sabri’nin Teali İslam Cemiyeti’yle yayımladığı ihanet bildirilerinden hiç söz edilmiyor. Bu belgelerin asılları Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü Arşivi’ndedir.
​Mustafa Sabri ve İskilipli Atıf’ın yönetiminde olduğu Teali İslam Cemiyeti’nin yayımladığı bildirilerde Atatürk ve silah arkadaşlarından “yankesiciler”, “eşkıyalar”, “hainler”, “Allah’tan korkmayan ve peygamberden utanmayan mahluklar”, “yalancılar”, “canileri”, “zalimler”, “katil canavarlar”, “alçaklar” diye söz ediliyordu.
​Bildiride şu ifadelere yer veriliyordu:

​“Ey kahraman askerler… Savaş yıllarında sizi cephe cephe sürükleyen ve aç susuz süründüren ve din kardeşlerinizin, hemşerilerinizin beyhude yere ölmelerine sebebiyet veren birkaç kişi arasında Mustafa Kemal, Ali Fuat, Bekir Sami gibi zalimler de var idi. İşte bu hainlerin… Zalimlerin cinayetlerine daha ne kadar göz yumacaksınız? ELİNİZE ALDIĞINIZ FETVA-İ ŞERİF Kİ ALLAH’IN EMRİDİR. Okuduğunuz hattı münif ki halifemizin, padişahımızın bir fermanıdır. Siz Allah’ın emrine, halifenin fermanına uyarak bu canileri, bu katil canavarları daha ziyade yaşatmamakla memur ve mükellefsiniz. Şu alçaklar ve hempaları bu cinayetleri hep sizin sayenizde yapıyor. Bunların vücutlarını tamamen dünyadan kaldırmak beşeriyet için, Müslümanlık için bir farz olmuştur…”

​Bu ihanet bildirileri, 25 ve 30 Ağustos 1920 tarihlerinde Yunan uçaklarıyla Anadolu topraklarına atılmıştır.
Teali İslam Cemiyeti’nin ikinci ihanet bildirisinde ise Sevr Antlaşması’nın “ehven-i şer” (kötünün iyisi) olduğu yazılıyor, Kuvayı Milliye’nin yok edilmesi isteniyordu.
​Sürgün Yılları ve Türklükten İstifa
​Milli Mücadele’nin kazanılması üzerine Mustafa Sabri 150’likler listesine alınarak yurt dışına kaçtı. Yurtdışında her fırsatta Atatürk’e, yaptığı devrimlere ve Türkiye Cumhuriyeti’ne saldırdı.
​Atatürk’ün İngilizlerle anlaştığını, halifeliğin bu şekilde kaldırıldığını, İzmir’i Yunanlıların kendiliğinden Türklere verdiğini iddia edecek kadar akıl almaz yalanlar söyledi.
​Yunanistan’ın İskeçe kentinde çıkardığı “Yarın” gazetesindeki yazılarında Türklükten istifa ettiğini şu sözlerle duyurdu:

​“Yalnız Müslüman ve insan olarak kalmak üzere Türklükten şeref ve izzetimle istifa ediyorum… Tövbe Yarabbi, tövbe Türklüğüme! Beni Türk Milleti’nden addetme…”

​İkiyüzlü “Batı Düşmanlığı” ve “Gâvura” Sığınma Çelişkisi
​Türkiye’de siyasal İslamcı çizginin en büyük tarihsel çelişkilerinden biri tam da burasıdır: Yıllarca meydanlarda Batı ve Hristiyan karşıtlığı yapıp, sık sık “gâvur” dedikleri ülkelere başları sıkıştığında ilk onlar sığınmışlardır!

​Kadir Mısıroğlu: “Keşke Yunan galip gelseydi” diyecek kadar gözü dönmüş bir Millî Mücadele düşmanı olan Mısıroğlu, 12 Eylül sonrasında soluğu İngiltere ve Almanya’da almış, sığınma talep ettiği o Batı ülkelerinde yıllarca yaşamıştır.

​Şevki Yılmaz: Yıllarca konuşmalarında Batı’yı, Hristiyan alemini hedef gösterip ajitasyon yaptığı halde, hakkında adli süreçler başlayınca yine soluğu Almanya’da alıp uzun yıllar Batı’nın koruması altında yaşamını sürdürmüştür.

​Mustafa Sabri Efendi: Son Osmanlı Şeyhülislamı sıfatıyla Milli Mücadele’ye ve Türk milletine kin kusan Mustafa Sabri ise Anadolu’da Müslüman kadınların namusuna göz diken, camileri yakan Yunan ordusunun ülkesine; Yunanistan’a sığınmış ve orada Türk vatandaşı olmaktan istifa ettiğini ilan etmiştir.

​İslamcı Siyasetin İthal Zihniyeti ve Türk Kimliği Düşmanlığı
​Türkiye’de siyasal İslamcılık hiçbir zaman bu topraklara ait, yerli ve millî bir fikir üretememiştir. Cumhuriyet’e ve Atatürk’e olan düşmanlıklarını beslemek için Mısır ve Pakistan menşeili İhvancı/İslamcı literatürün kopyacısı olmuşlardır. Seyyid Kutub, Hasan el-Bennâ ve Mevdudî gibi isimlerin kitaplarını tercüme etmekten öteye gidemeyen bu anlayış, Türk milletinin bin yıllık devlet geleneğini ve öz kültürünü harmanlayabilmiş değildir.
​En tehlikeli boyutu ise bu kopyala-yapıştır İslamcılığın doğrudan Türk kimliğine düşman kesilmesidir. “İslam’da ırkçılık yoktur” ayet ve hadislerini suistimal ederek yalnızca Türk milliyetçiliğini ve Türk kimliğini hedef almışlar; ancak sıra Kürtçü, etnik bölücü söylemlere ve mikro-milliyetçiliklere gelince hepsine “ümmetsel hak” maskesiyle alan açıp kucak açmışlardır. Türk adından rahatsız olup etnikçiliği ve ademi-merkeziyetçi bölücülüğü savunmayı “dini bir görev” gibi sunacak kadar maskeli bir kimlik düşmanlığı sergilemişlerdir.
​Sonuç: Din Adamı Kılığında İhanet Aklanamaz
​Bir kimse sırf “din adamı” veya “hoca” sıfatı taşıyor diye yaptığı ihanetler görmezden gelinip savunulabilir mi? Tarih de günümüz de göstermiştir ki sarık takmak, cübbe giymek ya da dini makam sahibi olmak kimseyi vatan haini olmaktan kurtarmaz.
​I. Dünya Savaşı’nda İngilizlerle iş birliği yapıp İslam halifesine ve Osmanlı ordusuna arkadan kurşun sıkan Mekke Şerifi Hüseyin de bir dini liderdi! 15 Temmuz darbe girişimiyle kendi milletine bomba yağdıran FETÖ’cülerin elbaşı Fethullah Gülen de yıllarca “hocaefendi” maskesiyle bu milleti kandırmış, başı sıkışınca da ABD’ye sığınmış bir dini lider figürüydü!
​Ademi-merkeziyetçi Hürriyet ve İtilaf Fırkası çatısı altında vatanın parçalanmasına çanak tutan, İngiliz mandacılığı yapıp İngiliz Muhipleri çevresiyle iş birliği kuran, ardından da İslam düşmanı olan, Müslüman Türklere eziyet eden Yunanistan’a sığınan Mustafa Sabri’nin de bu isimlerden hiçbir farkı yoktur. Böyle birinin İslam’a ve Müslümanlara hizmet ettiğini iddia etmek akıl ve vicdan dışıdır.
​Gerçekleri çarpıtarak veya saklayarak Mustafa Sabri’yi aklayamazsınız! Mustafa Sabri gırtlağına kadar ihanet çamuruna batmıştır. Mustafa Sabri gibi hainleri “kahraman” ilan etmek, her şeyden önce geçmişimize, dinimize ve geleceğimize ihanettir.
​Kaynakça

1.​Sarıkoyuncu, Ali. (1997). “Şeyhülislam Mustafa Sabri’nin Milli Mücadele Ve Atatürk İnkılâpları Karşıtı Tutum Ve Davranışları”, Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, Cilt 13, Sayı 39, ss. 788-812.

2.​Tunç, Ahmet. (2019). “Milli Mücadele Döneminde Hürriyet ve İtilaf Fırkası ile İş Birliği Yapan Cemiyetler ve Faaliyetleri”, Gaziantep Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Cilt 18, Sayı 4, ss. 1520-1535.

3.​Mardin, Şerif. (1991). Türkiye’de Din ve Siyaset, İstanbul: İletişim Yayınları.

4.​Çalmuk, Fehmi. (2001). Türkiye’de İslamcı Siyaset ve Tercüme Düşünce Hareketleri: 1960-1980 Dönemi, Ankara: Birey Yayıncılık.

* Bu köşe yazısının tüm hakları Pazar Umut Haber'e ait olup işbu yazının ve resimlerin, kaynak gösterilmeksizin kısmen/tamamen izin alınmaksızın yeniden yayımlanması yasaktır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Önceki Yazıları