Altın: 6.898,85
Dolar: 48,49
Euro: 56,36
BIST: -
11.8 C
Rize

İsmail Tutoğlu

ismailtutoglu@gmail.com


Diğer Yazarlar

İstanbul’un Esir Pazarı’ndan Cumhuriyet’in Özgür Yurttaşına

Osmanlı’da Kölelik, Esir Pazarı ve Cumhuriyet’in Özgürlük Anlayışı
İstanbul’u bugün düşündüğümüzde aklımıza Boğaziçi, saraylar, camiler, meydanlar, çarşılar ve imparatorluk ihtişamı gelir.
Fakat İstanbul’un tarihinin başka bir yüzü daha vardır.
Bugün yerinde modern İstanbul’un sokaklarının bulunduğu bazı mekânlarda, bir zamanlar insanların alınıp satıldığı esir pazarları bulunuyordu.
Bu gerçeği hatırlamak, Osmanlı’yı küçümsemek için değil; tarihi bütün yönleriyle anlayabilmek için gereklidir.
Çünkü tarih, yalnızca zaferlerden ve ihtişamdan ibaret değildir. Tarih aynı zamanda insanın özgürlük arayışının da hikâyesidir.
İstanbul’da insanın alınıp satıldığı pazar
Osmanlı toplumunda kölelik, yalnızca saray çevresine ait bir uygulama değildi. Köleler ve cariyeler sarayda, konaklarda ve varlıklı ailelerin evlerinde çalıştırılıyor; hukuken belirli haklara sahip olsalar da insan emeği ve bedeni üzerinde mülkiyet ilişkisi kuruluyordu.
İstanbul, bu sistemin en önemli merkezlerinden biriydi.
Şehrin Esir Pazarı, köle ticaretinin görünür mekânlarından biriydi. II. Mahmud döneminde esir ticaretinin denetlenmesine yönelik düzenlemeler yapılmış, 1826’da Esirhâne Eminliği kaldırılarak denetim başka bir idari yapıya devredilmişti.
Ancak asıl dönüm noktalarından biri Sultan Abdülmecid döneminde geldi.
1847: İstanbul Esir Pazarı kapatılıyor
1846 yılının sonlarında Sultan Abdülmecid, İstanbul’daki esir pazarındaki uygulamaları gündemine aldı. Kölelerin aşağılanması ve kötü muamele görmesi nedeniyle pazarın kaldırılmasını emretti.
1847’de İstanbul Esir Pazarı kapatıldı.
Fakat bu, köleliğin bir gecede sona erdiği anlamına gelmiyordu.
Esir ticaretinin farklı biçimleri ve gizli kanalları devam etti. Bazı esircilerin ticareti evlerde ve başka mekânlarda sürdürdüğüne ilişkin tarihsel kayıtlar bulunmaktadır.
Yani 1847’yi, “Osmanlı’da kölelik o gün kaldırıldı” şeklinde anlatmak doğru değildir.
1847, İstanbul’daki köle ticaretinin kurumsal görünürlüğünü kıran önemli bir adımdır.
1857: Zenci köle ticaretine yasak
Osmanlı Devleti, 1857’de Afrika’dan yapılan zenci köle ticaretini kesin biçimde yasaklayan yeni bir düzenleme yaptı.
Ancak burada da kritik bir ayrım vardır:
Köle ticaretinin yasaklanması, kölelik kurumunun tamamen kaldırılması değildi.
Osmanlı hukukunda kölelik kurumunun dini-hukuki bir zemini bulunması nedeniyle devlet, uzun süre “ticareti yasaklamak” ile “köleliği hukuken ortadan kaldırmak” arasında ayrım yaptı. Akademik çalışmalar da Osmanlı’da köle ticaretinin 19. yüzyılın ikinci yarısında yasaklanmasına rağmen kölelik kurumunun bir süre daha devam ettiğini ortaya koyuyor.
Üstelik bu değişim yalnızca içeriden gelen bir dönüşüm değildi.
yüzyılda İngiltere başta olmak üzere Avrupa devletlerinin köle ticaretine karşı ciddi diplomatik baskısı vardı. Osmanlı Devleti de giderek bu uluslararası sistemin parçası hâline geldi. 1856 Paris Antlaşması sonrasında köle ticaretinin engellenmesi yönündeki baskılar daha da arttı.
Peki Osmanlı’da kölelik ne zaman tamamen kaldırıldı?
İşte en çok yanlış anlatılan bölüm burasıdır.
Osmanlı Devleti’nde “şu tarihte çıkarılan tek bir kanunla bütün köleler özgür bırakılmıştır” demek tarihsel olarak isabetli değildir.
Süreç aşamalıdır.
1847’de İstanbul Esir Pazarı kapatıldı.
1857’de zenci köle ticareti yasaklandı.
yüzyılın sonlarında köle ticaretinin farklı biçimlerine yönelik yasaklar ve uluslararası anlaşmalar sürdü.
Çerkez köle ticaretine yönelik yasaklar da gündeme geldi; buna rağmen kölelik ve özellikle ev içindeki kölelik ilişkileri Osmanlı’nın son dönemlerine kadar tamamen ortadan kalkmadı.
Dolayısıyla Osmanlı’nın son dönemine gelindiğinde sistem büyük ölçüde gerilemiş, fakat hukuki ve toplumsal izleri tamamen silinmiş değildi.
Sonra Cumhuriyet geldi
İşte burada tarihsel kırılma yaşandı.
Cumhuriyet’in yaptığı yalnızca bir esir pazarını kapatmak değildi.
Cumhuriyet, insanın statüsünü değiştiren bir hukuk düzeni kurmaya yöneldi.
Saltanatın kaldırılması, laik hukuk düzenine geçiş, Medeni Kanun’un kabulü ve yurttaşlık anlayışının güçlendirilmesiyle birlikte Osmanlı’nın dini temelli hukuk düzeninden farklı bir vatandaşlık sistemi oluşturuldu.
1926’da kabul edilen Türk Medeni Kanunu bu dönüşümün en önemli adımlarından biriydi.
Artık insan, hukuken başka bir insanın mülkü olarak kabul edilemezdi.
Bu nedenle Cumhuriyet açısından mesele yalnızca “köle ticaretini yasaklamak” değil, köleliği mümkün kılan hukuki ve toplumsal zemini ortadan kaldırmaktı.
Nitekim 1955 yılında Birleşmiş Milletler’e bildirilen Türk hukukî durumunda, Türk Medeni Kanunu, Borçlar Kanunu ve Ceza Kanunu’nun yürürlükte olması nedeniyle Türkiye’de kölelik ve köle ticaretinin bulunmadığı belirtilmiştir.
Türkiye ayrıca 1926 tarihli Milletler Cemiyeti Kölelik Sözleşmesi’ne 24 Temmuz 1933’te katılmıştır.
Cumhuriyet’in asıl farkı
Burada Cumhuriyet’in getirdiği dönüşümü yalnızca “köleliği kaldırdı” cümlesine sıkıştırmamak gerekir.
Asıl mesele şudur:
Cumhuriyet, tebaa yerine yurttaş fikrini öne çıkardı.
Tebaa, yönetenin otoritesi altında yaşayan kişidir.
Yurttaş ise hukuk karşısında hak sahibi bireydir.
Bu ayrım, Türk modernleşmesinin en önemli kırılmalarından biridir.
Osmanlı’da kişi; dini, sosyal statüsü, cinsiyeti ve hukuki konumu bakımından farklı kategoriler içinde değerlendirilebiliyordu.
Cumhuriyet ise hukukun temel öznesi olarak yurttaşı merkeze alan yeni bir sistem kurmaya yöneldi.
Bu nedenle Cumhuriyet’in kölelik konusundaki tavrını anlamak için yalnızca köle pazarlarının kapanmasına değil, hukuk devrimine bakmak gerekir.
İstanbul’dan bugüne kalan soru
Bugün İstanbul’da Esir Pazarı’nın bulunduğu yerlere bakarken insanın aklına şu soru geliyor:
Bir zamanlar insanların satıldığı bir şehir nasıl oldu da yurttaşlık, hukuk ve özgürlük kavramlarının taşıyıcısı hâline geldi?
Cevabın önemli bir bölümü Cumhuriyet’in hukuk devriminde yatıyor.
Ancak geçmişi romantikleştirmek kadar, geçmişi bütünüyle karalamak da tarihçilik değildir.
Osmanlı’nın kölelik sistemi vardı.
Bu sistem yüzyıllar boyunca hukuki, ekonomik ve toplumsal bir kurum olarak yaşadı.
yüzyılda değişmeye başladı.
İstanbul Esir Pazarı kapatıldı.
Köle ticaretine yasaklar getirildi.
Uluslararası baskılar arttı.
Fakat sistem bir anda ortadan kalkmadı.
Cumhuriyet ise bu mirasın üzerine yeni bir hukuk düzeni inşa etti.
Ve tarih bize önemli bir ders bıraktı:
Bir toplumun gerçekten özgürleşmesi, yalnızca bir pazarın kapatılmasıyla değil; insanın insan üzerindeki mülkiyet iddiasını hukuk düzeninden söküp atmasıyla mümkündür.
İstanbul’un taşları bugün bize sarayları, savaşları ve imparatorlukları anlatıyor.
Ama o taşların arasında başka bir tarih daha var:
Esir pazarlarının tarihi.
Ve onun karşısında yükselen başka bir kavram:
Özgür yurttaş.
Türkiye Cumhuriyeti’nin tarihsel anlamını değerlendirirken belki de en önemli meselelerden biri tam olarak budur.
Çünkü Cumhuriyet’in en büyük iddialarından biri, insanı kul veya tebaa olmaktan çıkarıp hak sahibi yurttaş haline getirmektir.

* Bu köşe yazısının tüm hakları Pazar Umut Haber'e ait olup işbu yazının ve resimlerin, kaynak gösterilmeksizin kısmen/tamamen izin alınmaksızın yeniden yayımlanması yasaktır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Önceki Yazıları