Memlekette artık o kadar çok şey normalleşti ki insan ister istemez soruyor: Seçimleri neden erken yada zamanında yapalım?
Hele önümüzde daha yapılacak bunca iş varken…
Çerçeve yasaların içi doldurulacak, yeni siyasi dengeler kurulacak, yıllardır tartışılan pkk’lı isimlerin siyasete dönüş yolları açılacak. Üstelik bütün bunların seçime yetişmesi gerekiyor. O halde en makul çözüm belli:
Seçimleri bir yıl erteleyelim!
Hem böylece aceleye de gerek kalmaz.
Yeni düzenlemeler kapsamında belirli suçlar için öngörülen sürelerin işletilmesi, üç yıl sonrasında siyaset hakkı doğması gibi ihtimaller konuşuluyorsa, takvimi buna göre ayarlamak en doğrusu değil mi?
Normal demokrasilerde seçim tarihi siyasetin değil, hukukun ve anayasal takvimin meselesidir.
Ama biz biraz daha yaratıcı olabiliriz.
Seçim, ihtiyaca göre ayarlanabilen bir takvim maddesi olsun!
Üstelik neden sadece seçimleri ertelemekle yetinelim?
Madem sistem yeniden tasarlanıyor, tek adam rejiminden de vazgeçelim. Eş başkanlık bize yetmez. Daha kapsayıcı olalım:
Üçlü başkanlık!
Bir koltuk Cumhurbaşkanı’na, bir koltuk Devlet Bahçeli’ye, bir koltuk da Abdullah Öcalan’a…
Böylece yıllardır tartıştığımız “iktidar ortağı kim?” sorunu da kökten çözülmüş olur.
Tabii yeni sistemin sarayları da olmalı.
Ancak bir sarayla yetinmek doğru olmaz.
Emeklinin maaşından biraz daha, asgari ücretlinin cebinden biraz daha, bütçenin başka kalemlerinden biraz daha keselim.
İki yeni saray daha yapalım.
Üstelik sıradan saray olmasın.
Üç sarayı tepeden baktığınızda üç hilal oluşturacak şekilde konumlandıralım. Böylece mimarimiz de siyasi sistemimiz gibi “çok anlamlı” hale gelsin.
Sarayların kıblesini de denizaşırı bir istikamete çevirelim.
Malum, içeride Atatürk’ü unutturup yön bulmak zorlaştığında dışarıdan pusula almak her zaman işe yarar!
Sarayların ortasında bir yere özgürlük anıtı şeklinde bir odayı Tom Barracklara tahsis edelim. Hariçten gazel okuyor denmesin.
Fakat bütün bunların gerçekleşebilmesi için önce seçimlerin ertelenmesi gerekir. Çünkü BOP’a dair yapacaklarımız daha bitmedi.
Vatandaşın beklemesi sorun değil.
Emekli bekler.
Asgari ücretli bekler.
Genç işsiz bekler.
Esnaf bekler.
Ama conilerin istekleri bekleyemez!
İşte tam bu nedenle seçimleri bir yıl erteleyelim.
Hatta mümkünse iki yıl daha düşünelim.
Çünkü belli mi olur?
Belki o zamana kadar yeni bir anayasa, yeni bir yönetim modeli, yeni saraylar ve YENİ ortaklıklar için daha yaratıcı fikirler de buluruz.
Sonuçta mesele seçim yapmak değil.
Mesele, seçimin kimin işine ne zaman yarayacağını doğru hesaplamaktır.
Ne mutlu bize ki demokrasimiz artık o kadar gelişti ki, sandığın ne zaman kurulacağı bile üzerinde ayrıca çalışılabilecek bir “proje” haline geldi!
Şaka bir yana…
Demokrasi, kişilere göre seçim takvimi hazırlamak değildir. Hukuk, siyasi hesapların aracı değildir. Devlet yönetimi de bir kişinin, bir partinin veya birkaç kişinin siyasi gereksinimine göre yeniden biçimlendirilecek bir makam düzeni değildir.
Sandık, milletin iradesidir. Sandık bu çokuluslu senaryoyu bozmalıdır.
Yol göstericimız Gazi Mustafa Kemal Atatürk’tür.

