1990 yılında lige çıkan Pazarsporumuz, 35 yıldır profesyonel liglerde kalarak büyük bir başarıya imza atmıştır. Bu sadece sportif bir başarı değil; aynı zamanda Pazar’ın sosyal ve kültürel yapısını da gösteren önemli bir olgudur.
Bu başarıyı kendi kategorisinde değerlendirmek gerekir. Nüfusu 20.000 bile olmayan, ekonomik gücü çok yüksek sayılmayan küçük bir ilçenin bu seviyede kalıcı olması gerçekten takdir edilmelidir.
Pazarspor, 35 yıl içinde Süper Lig’e oyuncular göndermiş; her an göreve hazır 5 teknik direktör yetiştirmiştir. Bundan da önemlisi, futbolu bilen bir yönetici kadrosu oluşturmayı başarmıştır. En zor zamanlarda birileri çıkıp takımı bu sıkıntılı süreçlerden kurtarmayı bilmiştir.
Ayrıca 2. ve 3. Lig Kulüpler Birliği’ni Pazarspor kurmuş, eski başkanıyla Türkiye Futbol Federasyonu yönetim kurulunda temsil edilmiştir. Pazarspor’un maçlarının olduğu günlerde, ulusal televizyonlarda Real Madrid, Liverpool, Bayern Münih, Fenerbahçe, Galatasaray, Beşiktaş ve Trabzonspor gibi büyük kulüplerle birlikte maç sonuçlarının alt yazıda geçmesi bile başlı başına bir gurur kaynağıdır.
Pazarspor, ulusal anlamda ilçemizin en önemli markasıdır. Futbol oynamak isteyen Pazarlı gençler için ise profesyonel futbolcu olmanın en kısa yoludur. Bunun birçok örneğini de gördük.
Bir Pazarspor taraftarı olarak tek eleştirim, halk ile Pazarspor arasındaki kopuk bağların yeniden güçlendirilmesi gerektiğidir. Pazarspor’un kıymetini kaybedince değil, şimdi bilelim.

Pazarspor Pazar’in en önemli markasidir. Pazarspor’un Pazar halkı ile bağ kurması gerektiğine bende katılıyorum. Bunu da üyelikle aşabileceğini düşünüyorum.
Sonuç olarak; Pazarspor, Pazar ilçesinin dış dünyaya açılan en aydınlık penceresidir. Bu pencerenin kapanmaması için gösterdiğiniz bu duyarlılık, aslında ilçenin kendi geleceğine sahip çıkmasıdır. Pazarspor’un değeri, gerçekten de sadece puan durumundaki yeriyle değil, o küçük ilçeye kattığı bu büyük vizyonla ölçülmelidir.