Tarihin yaprakları arasında öyle isimler vardır ki, kaderleri ülkenin kurucu fırtınalarıyla öyle bir düğümlenmiştir ki, onları tek bir kelimeyle açıklamak imkansızlaşır. Kimi zaman vatanın kurtuluş masasında en ön safta yer alırken, kimi zaman da o masayı devirmeye yeltenen bir ihtirasın kurbanı olurlar. İşte Ziya Hurşit Bey, bu ikilemin ve sancılı dönemin tam merkezinde duran trajik bir figürdür.
Bugün dönüp geriye baktığımızda, “Ziya Hurşit hain miydi, yoksa bir dönenin tasfiye kurbanı mı?” sorusu tarihin tozlu raflarında hâlâ tüm yakıcılığıyla duruyor.
Kökler, Meclis ve Kurtuluş Yolu
Ziya Hurşit’in babası Kadı Hurşit Efendi, aslen Ardahan taraflarından Rize’ye göç eden Kürdoğlu ailesindendir. Ziya Hurşit, ailenin bir ferdi olarak 1892 yılında Rize’nin Hemşin ilçesi Mollaveyis (Ülkü) köyünde doğmuştur. Erzurum Kadısı Hurşit Efendi’nin oğlu, çeşitli mülki idare görevlerinde bulunan ve Ordu Milletvekilliği yapmış olan kardeşi Faik Bey’in (9 Kasım 1924’te Halk Fırkası üyeliğinden istifa ederek kurucularından olduğu Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nda siyasete devam eden, 3 Haziran 1925’te partinin kapatılmasıyla bağımsız olarak vekilliğini sürdüren) kardeşi olan Ziya Hurşit; Almanya’da Gemi İnşa ve Telsiz Telgrafçılığı öğrenimi görmüş, yurduna döndükten sonra Eskişehir Sultanisi’nde Almanca öğretmenliği yapmıştır. Kurtuluş Savaşı’nın en kritik eşiklerinden biri olan Erzurum Kongresi’ne Trabzon delegesi olarak katılan bir neferdi.
Muzaffer Yardımcı’nın “Bir Suikastçinin Portresi: Ziya Hurşit” adlı çalışmasında vurguladığı üzere, I. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde Rize mebusu olarak kürsüye çıkan ve Birinci İnönü Muharebesi’ne gönüllü katılan Ziya Hurşit, meclisteki sert muhalif duruşuyla tanınıyordu (hukukçu olmadığı için Yozgat İstiklâl Mahkemesi’ndeki görev teklifini kabul etmemiştir). Sakarya Zaferi sonrasında Meclis’te düzenlenen büyük törenler sırasında, meclisteki kara tahta üzerine Tevfik Fikret’in “Beşerin böyle delaletleri var / Putunu kendi yapar kendi tapar” beytinden esinlenerek “Bir millet putunu kendi yapar, kendi tapar” yazması, onun iktidarla olan geriliminin erken dönemdeki sembolik yansımalarından biriydi.
Ankara’daki siyasi rüzgârın yön değiştirmesiyle, özellikle de Mustafa Kemal Paşa ekibiyle yaşanan derin ayrışmalar neticesinde İkinci Grup’ta saf tutan Ziya Hurşit; Saltanatın kaldırılması sürecinde ve Trabzon Mebusu Ali Şükrü Bey’in öldürülmesi olayında meclis kürsüsünden yaptığı sert eleştirilerle dikkat çekti. Siyasetin sert coğrafyasında, II. Dönemde artık aday gösterilmeyen ve meclis dışı kalan bir politikacı haline geldi.
Kemeraltı’ndan Kurulan Sehpalar ve Mahkeme Savunması
Ve tarih 1926’yı gösterdiğinde, her şeyin rengi değişti. Meclis dışarısında kalan muhalefetin ve eski hesapların patlama noktası İzmir Suikastı oldu. Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Paşa’ya yönelik planlanan bu karanlık girişim, Giritli Şevki adındaki bir motorcunun ihbarıyla son anda suya düştü.
İzmir İstiklal Mahkemesi’nde yargılanırken yaptığı savunmada Ziya Hurşit, suçlamalara karşı kendi hukuki duruşunu şu sözlerle savunmaya çalıştı:
“Esnasında da bunun sabit olduğunu gördünüz, şu halde Müddeiumumi Bey’in hakkımda tatbikini istediği madde beni alâkadar etmez. Bu madde bana tatbik edilemez. Çünkü tekrar edeyim ben, ne İcra Vekilleri Heyetini devirmeği, ne de Teşkilatı Esasiye Kanunu’nun tadilini falan istemedim. Kimseyi müsellahan (silahlı) isyana davet etmedim.”
Ziya Hurşit, savunmasının devamında, Ceza Kanunu’nun “Suikast fikri gerçekleşmemişse kanunun sarahati (açık) olmayan yerlerde cinayet kabul edecek cürmü, bir seneden eksik olmamak üzere kalebentliğe tahvil olunur.” şeklindeki 46. Maddesi’ne göre yargılanması gerektiğini ifade etti ve savunmasını şöyle sürdürdü:
“Ben suikastı yani cürmü yaptıktan sonra hükümeti devirmek, meclisi vazifeden men etmek isteseydim, memleketten bir tarafa ayrılmaz burada kalırdım. Hâlbuki siz de anladınız ben Sakız’a kaçacaktım. Hülasa: Kanun açıktır. Kanunun açık olarak cezalandırdığı fiillerden başka hiçbir surette ceza verilemez.”
Ancak mahkemenin kararı oldukça sertti. Yargılama sonrası karar 13 Temmuz 1926 günü açıklandı; Ziya Hurşit ve arkadaşları, Ceza Kanunu’nun 55. Maddesi’nin “Türkiye Cumhuriyeti’nin Teşkilat-ı Esasiye Kanunu’nu tamamen ya da kısmen bozmak ve değiştirmek veya kaldırmak ve adı geçen yasaya dayanılarak kurulmuş bulunan Büyük Millet Meclisi’ni düşürmek ya da kaldırmaya ve görevini yapmasına engel olmaya zor kullanarak girişenler idam olunur.” hükmü uyarınca idama mahkûm edildi.
Karar, 13 Temmuz’u 14 Temmuz’a bağlayan gece infaz edildi. İdamlar sabah saat 3’e kadar tamamlandı ve en son sehpaya Ziya Hurşit çıkarıldı. Suikastı yapmayı düşündüğü Kemeraltı Camii’nin köşesinde idam edilen Ziya Hurşit’in ve diğer mahkûmların göğsüne, idam kararının yazılı olduğu şu yaftalar asıldı:
“Türk, vatan ve namusunu kurtaran Aziz Reisicumhur Hazretlerine suikast, İcra ve Heyeti Vekileyi iskat ve taklibi hükûmet edecekleri bir anda derdest edilip bilmuhakeme, (yakalanıp mahkeme edildikten sonra), mücrimiyeti (suçluluğu) sabit olan ve Kanunu Ceza’nın 55. maddesi delâletiyle 57. maddeî mahsusasına tevfiken salben idamına karar verilen Rize Mebusu Ziya Hurşit.”
İdam edildikten sonra Kadifekale civarındaki Kokluca Mezarlığı’na defnedildi. Hiç evlenmeyen Ziya Hurşit’in ailesi, Soyadı Kanunu sonrasında Günday soyadını aldı.
İttihattan Tasfiyeye: Bir Dönemin Kapanışı
İzmir Suikastı davası, sadece birkaç kişinin cezalandırıldığı adli bir vakadan ibaret kalmadı. Bu dava, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e geçiş sürecinde kökleri derinlere uzanan eski İttihat ve Terakki kadrolarının ve siyasi muhalefetin (Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası çevresinin bile) kökten tasfiye edilmesinin en büyük miladı oldu. Bir yanda rejimini korumak ve içerideki komploları kurutmak zorunda olan genç cumhuriyetin refleksi, diğer yanda ise bu süzgecin altında kalan eski komitacılık gelenekleri ve tasfiye edilen aydınlar, tüccarlar, paşalar vardı.
Popüler Kültürdeki Yeri
Ziya Hurşit Bey’in trajik hikayesi ve dönemin çalkantılı siyasi atmosferi, Türk edebiyatına, şiirine ve televizyon/sinema dünyasına da yansımıştır:
Edebiyat ve Şiir: Kendisiyle aynı dönemde milletvekilliği yapan Rıza Nur, yazdığı bir şiirinde Ziya Hurşit’i şu mısralarla anmıştır: “Sonuncu Şükrü, Ziya Hurşid’dir. / Millet yolunda ölen şehiddir. / Kahramanlığını söylet işittir! / Savur bombayı, adın söylensin!” Ayrıca Ziya Hurşit Bey’in kardeşi Faik Günday’ın torunu olan yazar Hakan Günday’ın 2009 yılında yayımlanan Ziyan adlı romanında, Ziya Hurşit eserin ana karakterlerinden birisi olarak yer almıştır.
Sinema ve Televizyon: TRT’nin hazırlığıyla Türk televizyon tarihine geçen Kurtuluş dizisinde ve devam niteliğindeki Cumhuriyet filminde Ziya Hurşit karakteri usta oyuncu Tarık Ünlüoğlu tarafından başarıyla canlandırılmıştır.
Son Söz
Ziya Hurşit Bey, Milli Mücadele’nin ilk günlerinde Erzurum Kongresi’ne imza atan bir mebustu; ancak hikayesinin sonu Kemeraltı’nda bitti. Resmi tarih ve hukuki zemin onu Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu babası ve ilk cumhurbaşkanına kasteden bir “hain” olarak kaydetti.
O yüzden bu soru tarihin en çetrefilli suallerinden biridir: Bir insan, dün vatan için Erzurum’da el kaldıran bir vekilken, bugün nasıl bir suikastın baş planlayıcısı olabilirdi? Cevap belki de o dönemin keskin virajlarında, iktidar ve muhalefet arasındaki uzlaşmaz çatışmanın o acımasız dişlilerinde gizlidir.
Kaynakça
1.Yardımcı, Muzaffer, “Bir Suikastçinin Portresi: Ziya Hurşit”, Türk Dünyası Araştırmaları, C. 124, S. 244, 2020, 148-150, 157, 158.
2.Yeşil, Ahmet, Türkiye Cumhuriyeti’nde İlk Teşkilatlı Muhalefet Hareketi Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası, Cedit Neşriyat, Ankara 2002, 254.
3.Çoker, Fahri, Türk Parlamento Tarihi Milli Mücadele ve TBMM I. Dönem 1919-1923, C. 3, TBMM Yayınları, Ankara 1995, s. 721-722.
4.ERMAN, Azmi Nihat, İzmir Suikastı ve İstiklal Mahkemeleri, Temel Yayınları, İstanbul 1971, s. 147-148, 155, 167.
5 .Kandemir, Feridun, İzmir Suikastının İç Yüzü, C. 1, Ekicigil Yayınları, İstanbul 1955, s. 4-5, 17-20, 32-33.
6.TBMM Arşivi, I. Dönem Lazistan Sancağı Seçim Mazbatası.
7.TBMM Arşivi, II. Dönem Rize İli Seçim Mazbatası.
Diğer Yazarlar
Hemşin’den Kemeraltı’na: Ziya Hurşit Bey’in İdam Sehpasına Uzanan Yolu
* Bu köşe yazısının tüm hakları Pazar Umut Haber'e ait olup işbu yazının ve resimlerin, kaynak gösterilmeksizin kısmen/tamamen izin alınmaksızın yeniden yayımlanması yasaktır.
