Altın: 6.256,65
Dolar: 47,24
Euro: 54,10
BIST: -
17.2 C
Rize

Yücel Tanay

yuceltanay@yahoo.com


Diğer Yazarlar

Türkiye ve Türk Kimliği Nereye Gidiyor?

Türkiye isminin kullanımı, Türk kimliğinin inşası ve buna yönelik tarihsel süreçler, aslında bir milletin var olma mücadelesinin kodlarını taşır. Bu kodları anlamak, hem geçmişteki hataları tekrar etmemek hem de geleceği sağlam temellere oturtmak için elzemdir.
​”Türkiye” Adının Tarihsel Derinliği ve Atatürk’ün Vizyonu
​”Türkiye” kavramı, Türklerin tarihsel Türkistan yurdundan Anadolu’ya akışı ile birlikte sistematik bir şekilde coğrafi bir isim olarak kullanılmaya başlanmıştır. 12. ve 13. yüzyıl Avrupa kaynaklarında, Selçukluların hakim olduğu topraklar “Turchia” olarak adlandırılıyordu. Bu ismin devlet ismi olarak resmileşmesi, bin yıllık bir yerleşimin ve devlet geleneğinin doğal bir sonucudur. “Türkiye” ismi, bu topraklarda yaşayan tüm unsurların “Türk” çatısı altında siyasi bir kimliğe evrilmesini temsil eder.
​Binlerce yıllık Türk devlet geleneğinin modern çağdaki zirvesi olan Türkiye Cumhuriyeti, Atatürk’ün vizyonuyla taçlanmıştır. Mustafa Kemal Atatürk, Göktürk Kağanlığı’ndan ve tarihte resmi ismi “ed-Devletü’t-Türkiyye” (Türk Devleti) olan Memlûk Sultanlığı’ndan sonra, “Türk” adını doğrudan devletin ismi yaparak Türk tarihini imparatorlukların etnik veya dinsel karmaşasından kurtarmış ve bir “Ulus-Devlet” çatısı altında birleştirmiştir. Atatürk’ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti; doğrudan Türk milletini egemenliğin kaynağı kabul eden ve Türk kimliğini devletin resmi tapusu haline getiren tek modern devlettir.
​Tarihsel Süreklilik ve Türk Kimliğinin Kökeni
​Türk kimliği, Atatürk’ten çok önceye dayanan, binlerce yıllık bir tarihe, kültüre, dile ve devlet geleneğine sahip somut bir gerçekliktir. Türkistan coğrafyasından Anadolu’ya göç eden topluluklar; Karahanlılar, Selçuklular ve Osmanlılar gibi devletler, bu kimliğin tarihsel taşıyıcıları olmuştur. Dolayısıyla, Atatürk Türk kimliğini “yoktan var etmemiş”, tarihsel bir mirası devralmıştır.
​Ulusal İnşa ve Modernleşme
​Atatürk’ün yaptığı, imparatorluktan ulus-devlete geçiş sürecinde bu kimliğin modern bir çerçeveye oturtulmasıdır. Osmanlı’da kimlik “ümmet” esasına dayanırken, Atatürk bunu “ulus” (nation) kavramıyla yeniden tanımlamıştır:
​Kapsayıcı Tanım: Atatürk’ün “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk milleti denir” sözü, etnik kökenden ziyade siyasi birliğe dayalı kapsayıcı bir tanımlamadır.
​Tarih ve Dil: Türk Tarih Tezi ve Dil Devrimi, ulusal bilinci güçlendirmek için atılmış adımlardır.
​Laiklik ve Modernleşme: Kimliği dini aidiyetten arındırıp, modern dünya ile entegre bir “vatandaşlık” temelinde yeniden inşa etmiştir. Bu durum, Fransız, İtalyan veya Alman ulus inşaları gibi, dünyanın her yerinde görülen “ulusal inşa” (nation-building) sürecinin Türkiye’deki karşılığıdır.
​Tarihsel Ders: Osmanlı’nın Sonu ve Balkanlar’da Parçalanma
​Osmanlı’nın ırksal ve dinsel olarak parçalanmasının ilk adımı, Avrupa topraklarındaki isyanlar (Arnavut, Bulgar, Romen, Sırp ve Yunan) olmuştur. 1912 Balkan Savaşları sürecinde İngiltere tarafından Osmanlı’ya dayatılan ültimatom, devleti bir “etnik mozaik” adı altında fiilen bitirme projesiydi:
​Etnik Temsil: Osmanlı, bütün etnik uyruklarını anayasasında etnik olarak tanımaya zorlandı.
​Kota Sistemi: % Dağılımına göre etnik, ırk, din temelli milletvekillikleri dayatıldı.
​Memuriyet Engeli: Hristiyanların çoğunlukta olduğu bölgelerde Müslümanların devlet memuru (vali, öğretmen, belediye başkanı vb.) olamaması dayatıldı.
​Eğitimde Ayrışma: Müslüman ve Hristiyanların ayrı okullarda, farklı tarih ve marşlarla eğitilmesi; laiklikten uzaklaşarak toplumsal birliğin yok edilmesi istendi.
​Bölgesel Ayrım: Osmanlı Devleti, kendi içinde Müslüman ve Hristiyan bölgelerine ayrılmaya zorlandı.
​Orduda Ayrılık: Dinlerin farklılığı gerekçe gösterilerek Hristiyanların kendi ordusunu kurması, Müslümanların ayrı ordusunun olması dayatıldı.
​Avrupa Denetimi: Jandarmayı tarafsız görünen Avrupa ülkelerinin düzenlemesi istendi.
​Etnik Valiler: Valilerin liyakata değil, etnik çoğunluğa göre tayin edilmesi emredildi.
​Konsül Yönetimi: Başbakanlıkta Müslüman-Hristiyan temelinde iki eşit parçaya bölünmüş bir konsül ve Balkan devletlerinin bu konsülü denetlemesi istendi.
​Zaferlerin “Ortaklaştırılması” ve Tarihsel Revizyonizm
​Tarihi Türk zaferlerini etnik grupları “ortak” göstererek yeniden yorumlamak, Türk tarihinin kurucu iradesini zayıflatan bir “siyasi mühendisliktir”. Malazgirt, Selçuklu Türk ordusunun ve Türkmen süvarilerinin “Turan/Hilal Taktiği” ile kazandığı bir Türk zaferidir. Zaferleri “ortaklaştırma” çabası, yarın bir gün bu etnik grupların “madem biz kazandık, o halde ayrı siyasi statü talep ediyoruz” demesinin meşruiyet zeminini hazırlamaktadır.
​İdeolojik İhanet: Konfederalizm ve Adem-i Merkeziyetçilik
​”Demokratik Konfederalizm”, Osmanlı’nın son dönemindeki “Adem-i Merkeziyetçilik” ve etnik/mezhepsel temsil sistemleri; farklı kılıflar altında sunulsalar da merkezi ulus-devlet otoritesini tasfiye etmeyi hedefleyen aynı jeopolitik mimarinin farklı uygulama biçimleridir. Bu tezler, teröristbaşı Öcalan’ın ve Yahudi asıllı Murray Bookchin’in teorileriyle beslenen, aslında Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) ile tam bir uyum içerisindeki taşeronluk projeleridir.
​BOP ve BİP: Hedef Türkiye
​Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) ve onun nihai hedefi olan Büyük İsrail Projesi (BİP), bölgeyi yeniden dizayn etme amacını gütmektedir. Bu projelerin hedefi bizzat Türkiye’dir. Türkiye’deki kimi çevreler, tarihsel bir manipülasyon olan “Osmanlı Millet Sistemi” retoriği ile “yemlenmektedir”. Eğer Osmanlı Millet Sistemi, iddia edildiği kadar kusursuz olsaydı, Osmanlı yıkılmazdı.
​Sonuç: Devletin Temel Varlığına Yönelik Tehdit
​Bugün Türkiye’nin karşı karşıya olduğu kimlik tartışmaları, doğrudan devletin temel varlığını ilgilendiren stratejik bir sorundur. Türk kimliğini anayasadan çıkarmak veya etnik/ideolojik taşeronluklar üzerinden devleti zayıflatmak, Türkiye’yi sadece iç çatışmalara mahkûm etmekle kalmaz, aynı zamanda tarihsel misyonunu da tasfiye eder. Devletin sürekliliği, ancak Atatürk’ün kurduğu kapsayıcı bir Türk üst kimliği ve merkezi devlet otoritesinin korunduğu üniter devlet yapısıyla mümkündür.
Kaynakça
1.​Huntington, S. P. (1996). The Clash of Civilizations and the Remaking of World Order. Simon & Schuster.

2.​Lüders, M. (2017). Die denfene Demokratie: Warum der Westen die arabische Welt in den Abgrund stürzte. C.H. Beck.

3.​Özdağ, Ü. (2013). Türkiye’nin Yıkılışı ve Bölünmesi: BOP – Büyük Ortadoğu Projesi. Kripto Kitaplar.

* Bu köşe yazısının tüm hakları Pazar Umut Haber'e ait olup işbu yazının ve resimlerin, kaynak gösterilmeksizin kısmen/tamamen izin alınmaksızın yeniden yayımlanması yasaktır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Önceki Yazıları