Faiz paranın kirasıdır. Tıpkı konut kirası, dükkân kirası gibi. Aralarında işlevsel olarak bir fark yoktur. Çünkü para bir değişim aracıdır ve malları temsil eder. Yani para inşa edilen konutu temsil eder. Dolayısıyla, evi kiraya vermekle temsilcisini kiraya vermek benzer işlemdir.
Faize gerek var mı? Elbette var. Çünkü yatırım için para gerekli. Küçük birikimle yatırım yapılamaz. Hâlbuki vatandaşların küçük birikimlerini bir araya getirerek (bankalarda) yatırıma kaynak oluşturulmuş olur. Yatırımcı bankalardan aldığı kredi ile üretime dönük fabrikalar kurabilir. Burada insanlara iş olanağı yaratmış olur.
Bazı ürünleri yabancı ülkeden almak gerekebilir. O zaman da dövize gereksinim duyulur. Elinizde yeterli döviz yoksa dış finans kuruluşlarından borç almak gerekir. Bu kuruluşlar da faiz almadan kredi vermez.
Faiz haram mı? Denir ki bu konuda nas var. Nas, tartışılmaya kapalı kesin yargı demektir. Yani dini açıdan haramdır denir.
İslam dininin geldiği VII. yüzyılda banka sistemi yoktu. Maddi durumu iyi olan insanlar (günümüzdeki bankerler), maddi durumu kötü olan insanlara faizle borç verirdi. Zor durumdaki insanların bu durumunu fırsata çevirenleri engellemek için oluşturulmuş bir karar olmuştur. Hâlbuki günümüzde yatırım için kullanılan faiz bununla çok farklı bir durumdur. Çünkü faizle alınan para ile yatırım yapılmakta, insanlar çalışarak geçim sağlamaktadır. Bunu göz önünde bulundurmayan bir dini anlayış bütün topluma ve bütün zamanlara hitap eden evrensel bir nitelik taşıyabilir mi?
Dinde içtihat kapısını kapatırsanız çağ dışı kalırsınız.

Hocam, yazınız ekonominin reel işleyişi ile dini metinlerin tarihsel bağlamı arasında mantıksal bir köprü kuruyor. Parayı sadece bir kağıt parçası değil, bir üretim potansiyeli olarak gördüğünüzde, onun kullanım bedelini (faiz) bir kira gibi değerlendirmek rasyonel bir sonuç haline geliyor. Bu tartışma, aslında dinin “şekilsel kurallar” mı yoksa “etik ilkeler” (sömürüyü önlemek gibi) üzerinden mi yürütülmesi gerektiği sorusuna dayanıyor
. Kaleminize sağlık.