Bugün Türkiye’de siyasetin en kritik tartışmalarından biri, yalnızca bir parti içi hukuk meselesi değildir. “Mutlak butlan” üzerinden yürütülen tartışma, aslında Türkiye’nin nasıl bir rejime sürükleneceğiyle ilgilidir. Çünkü mesele yalnızca bir kurultayın iptali ya da bir yönetimin değişmesi değildir; mesele, halkın iradesinin yargı eliyle yeniden dizayn edilip edilmeyeceğidir.
İşte tam bu noktada ortaya çok dikkat çekici bir tablo çıkıyor.
Bir tarafta yıllardır muhalefeti etkisizleştirmek isteyen iktidar çevreleri, diğer tarafta yıllardır “devlet aklı” adına siyaseti vesayet altında tutmayı savunan çevreler… Ve aynı çizgide buluşan bir grup: mutlak butlan üzerinden siyaset mühendisliği yapanlar.
Bugün “mutlak butlan” tezini en hararetli biçimde savunanlara bakıldığında, bunun yalnızca bir hukuk tartışması olmadığı çok açık görülüyor. Sosyal medyada, televizyon ekranlarında ve siyasi kulislerde aynı söylem sürekli pompalanıyor:
“Kurultay yok hükmündedir.”
“Yönetim gayrimeşrudur.”
“Parti yeniden dizayn edilmelidir.”
Peki bu dili kimler kullanıyor?
Başta iktidar medyasının önemli bölümü… Ardından yıllardır muhalefeti parçalamayı strateji haline getiren çevreler… Ve dikkat çekici biçimde, siyasal olarak birbirinden çok farklı görünen ama aynı hedefte birleşen bazı gruplar. Akp de Vp de Mhp de Kılıçdaroğlu na tam destek. Mhp uzlaşın diyerek karşı duruşu sönümlendirmeye kontrolden çıkacak muhalefeti kontrol altında tutmaya çalışıyor.
Burada kimsenin kişisel tercihine değil, ortaya çıkan siyasi sonuca bakmak gerekir.
Eğer bir tez en çok AKP çevrelerini sevindiriyorsa,
Eğer o tez muhalefetin enerjisini iç kavgaya gömüyorsa,
Eğer o tez halkın değişim umudunu dağıtıyorsa,
Eğer o tez sandık yerine mahkeme koridorlarını siyasetin merkezi haline getiriyorsa,
orada durup düşünmek gerekir.
Çünkü muhalefetin asıl ihtiyacı birbirini tasfiye etmek değil, halkın gerçek sorunlarına yönelmektir.
Bugün emekli geçinemiyor.
Asgari ücret açlık sınırının altında.
Gençler ülkeyi terk etmek istiyor.
Çiftçi üretimden kopuyor.
Adalet duygusu ağır yara almış durumda.
Ama Türkiye’nin ana gündemi ne yapılmak isteniyor?
Muhalefetin kendi içinde boğulması.
Tam da bu nedenle mutlak butlan tartışması yalnızca hukuki değil, siyasi bir operasyondur diyenlerin sayısı her geçen gün artıyor.
Çünkü bu tartışmanın sonunda hedeflenen şey, güçlü bir muhalefet değil; birbirine düşmüş, enerjisini tüketmiş, topluma umut veremeyen bir yapı oluşturmaktır.
Burada özellikle üzerinde durulması gereken başka bir nokta daha var.
Muhalefet içinde bazı isimler hâlâ kişisel hesaplarla hareket ediyor olabilir. Ancak siyasette önemli olan niyet değil sonuçtur. Eğer attığınız adım iktidarın işine yarıyorsa, muhalefeti zayıflatıyorsa ve demokrasi mücadelesini geriletiyorsa, o adımın siyasi sonucu tartışılır hale gelir.
Bugün artık mesele kişiler meselesi değildir.
Mesele, Türkiye’de muhalefetin halk iradesiyle mi yoksa yargı müdahaleleriyle mi şekilleneceğidir.
Ve açık konuşalım:
Eğer aynı safta iktidar medyası, saray siyaseti ve muhalefeti etkisizleştirmek isteyen çevreler bulunuyorsa, demokratların duracağı yer onların karşısıdır.
Çünkü demokrasi yalnızca seçim kazanmak değildir.
Demokrasi, halkın iradesine sahip çıkmaktır.
Bugün yapılması gereken şey yeni iç savaşlar üretmek değil; hukuku gerçekten savunmak, örgütü ayakta tutmak ve topluma yeniden umut verecek bir siyasal mücadeleyi büyütmektir.
Muhalefeti mahkeme salonlarında dizayn etmeye çalışan anlayışa karşı en güçlü cevap ise nettir:
Kararı saray değil halk verir.
Kararı kulisler değil örgüt verir.
Kararı operasyonlar değil demokrasi verir.
Ve unutulmamalıdır:
Muhalefetin enerjisini birbirine kırdırarak iktidarını uzatmak isteyenler her dönemde olmuştur.
Ama halkın değişim iradesi bastırıldığında değil, örgütlü hale geldiğinde tarih değişmiştir.

