Türkiye İstatistik Kurumu tarafından açıklanan Nisan ayı enflasyon verileri bir kez daha gerçeği yüzümüze çarptı: Rakamlar yükseliyor, ama emeklinin cebine giren para her geçen gün küçülüyor. Resmi verilerle “enflasyon düşüyor” algısı yaratılmaya çalışılırken, pazarda, markette, faturada yaşanan gerçek enflasyon emeklinin belini bükmeye devam ediyor.
Kağıt Üzerinde Enflasyon, Cebin İçinde Yoksulluk
Açıklanan oranlar neyi gösteriyor? TÜİK’e göre enflasyon kontrol altında. Ama sokağa çıkın, bir emekliye sorun: Aynı maaşla geçen yıl aldığı temel gıdanın yarısını bile alamıyor. Elektrik, doğalgaz, kira, gıda… Hepsi katlanmış durumda. Peki maaşlar? Yerinde sayıyor.
Bu tablo artık teknik bir mesele değil; açık bir hak kaybıdır.
“Zam” Değil Erime
Emekliye yapılan artışlar “zam” olarak sunuluyor ama gerçekte bu bir telafi bile değil. Enflasyon farkı adı altında verilen artışlar, geçmiş kaybın küçük bir kısmını geri veriyor. Yani emekli her ay biraz daha fakirleşiyor.
Daha açık söyleyelim: Bu sistemde emekli maaşı artmıyor, alım gücü sistemli biçimde düşürülüyor.
Enflasyon Sepeti Gerçekten Kimin Sepeti?
TÜİK’in hesapladığı enflasyon sepeti ile vatandaşın yaşadığı hayat arasında uçurum var. Sepetteki ürünlerle mutfaktaki gerçekler örtüşmüyor. Emeklinin tükettiği temel gıda ürünlerindeki artış, açıklanan ortalama enflasyonun çok üzerinde.
Bu durumda şu soru kaçınılmaz: Açıklanan enflasyon kimin enflasyonu?
Emekliye Sabır Telkini, Piyasaya Özgürlük!
Yetkililer her açıklamada “sabır” çağrısı yapıyor. Ama piyasa sabretmiyor. Fiyatlar durmuyor. Zamlar ertelenmiyor. Emekli sabredecek ama market rafları sabretmeyecek—böyle bir denklem olabilir mi?
Emekliler bu ülkenin yükünü yıllarca taşımış insanlar. Bugün geldikleri nokta ise geçim derdi, borç ve yoksulluk. Sosyal devletin görevi, bu kesimi korumak değil mi?
Ama görünen o ki, emekli artık korunması gereken değil, görmezden gelinen bir kesim haline gelmiş durumda.
Son Söz: Bu Hesap Tutmuyor
Nisan ayı verileri bir gerçeği daha net ortaya koydu: Rakamlarla oynayarak hayatın gerçeği değişmiyor.
Emeklinin kaybı büyüyor. Sabır tükeniyor. Ve en önemlisi, bu tablo artık sadece ekonomik değil, siyasi bir tartışmanın merkezine dönüşüyor.
Çünkü insanlar artık şunu soruyor: “Bu ülkede enflasyon mu düşüyor, yoksa sadece bizim hayatımız mı?”
