Günlerdir Ankara’da bir grup şehit yakını ve gazi eylem yapıyor. Seslerini duyurmaya, uğradıklarını düşündükleri adaletsizliğe dikkat çekmeye çalışıyorlar.
Peki ne istiyorlar?
Maaşlarına olağanüstü bir zam istemiyorlar.
Ayrıcalık istemiyorlar.
Kimsenin hakkını ellerinden almak da istemiyorlar.
İstedikleri çok daha temel bir şey: Aynı çatışmada, aynı kurşunun karşısında, aynı vatan toprağında bedel ödeyen insanların özlük ve sosyal haklar bakımından eşit değerlendirilmesi.
Çünkü biliyoruz ki şehitlik ve gazilik rütbeye göre belirlenmez.
Bir çatışmada hayatını kaybeden bir erin acısı, subayın acısından daha az değildir. Yaralanan bir erbaşın bedenindeki kurşun izi, bir astsubayın ya da subayın yarasından daha farklı değildir.
O halde mesele neden farklı?
Bir insanın vatan için verdiği bedelin karşılığı, omuzundaki rütbeye göre değişebilir mi?
İşte bugün Ankara’da seslerini duyurmaya çalışan şehit yakınları ve gazilerin itirazı tam da buna.
Onlar, aynı çatışmada şehit veya gazi olmuş silah arkadaşları arasında sosyal haklar, sağlık hizmetleri ve yaşam koşulları bakımından oluşan farklılıkların giderilmesini istiyor.
Bu, bir maaş pazarlığı değildir.
Bu, adalet talebidir.
Üstelik ortada milyonlarca kişiyi ilgilendiren, devlet bütçesini sarsacak bir talepten de söz etmiyoruz. Sayıları birkaç bin kişiyle ifade edilen bir topluluktan bahsediyoruz.
Koca Türkiye Cumhuriyeti’nin bütçesinde, bu insanların hayatını kolaylaştıracak düzenlemeler için kaynak bulunamaz mı?
Elbette bulunur.
Asıl mesele çoğu zaman para değil, öncelik meselesidir.
Devlet, şehidine ve gazisine sahip çıkmayı bir maliyet kalemi olarak görmemelidir.
Çünkü devletin şehidine ve gazisine borcu, bütçe cetvellerinde hesaplanabilecek bir borç değildir.
Bir gazi hastaneye gittiğinde;
“Sen erdin, onun rütbesi daha yüksekti.”
denmemelidir.
Bir şehit ailesi sosyal bir haktan yararlanmak istediğinde;
“Senin yakınınızın rütbesi şu kadardı.”
gibi bir ayrımın gölgesinde bırakılmamalıdır.
Çünkü şehitlikte rütbe yoktur.
Gazilikte rütbe yoktur.
Vatan için ödenen bedelin büyüklüğünü belirleyen şey apolet değildir.
Bazen en büyük adaletsizlik, eşitsizliği görmezden gelmektir
Türkiye’de yıllardır şehitlerimiz ve gazilerimiz üzerinden büyük cümleler kuruyoruz.
Törenlerde konuşuyoruz.
Anıtlara çelenk bırakıyoruz.
“Şehitlerimizi rahmetle, gazilerimizi minnetle anıyoruz” diyoruz.
Sonra kameralar kapanıyor.
Peki ya hayatın kendisi?
Tedaviye ihtiyaç duyduğunda ne oluyor?
Sosyal haklara ihtiyaç duyduğunda ne oluyor?
Ailesinin geleceği konusunda endişe duyduğunda ne oluyor?
İşte gerçek vefa, tam da burada başlıyor.
Bir devletin şehidine ve gazisine verdiği değer, törenlerdeki protokol sırasıyla değil, hayatın içindeki uygulamalarla ölçülür.
“Her akşam onları neden yeniden yaralıyoruz?”
Bir başka mesele daha var.
Günlerdir televizyon ekranlarında, gazetelerde ve sosyal medyada bu insanların eylemlerini görüyoruz.
Bir gazi konuşuyor.
Bir şehit yakını gözyaşlarını tutamıyor.
İnsan ister istemez soruyor:
Biz bu insanları neden yeniden ağlatıyoruz?
Onların acısı zaten yeterince büyük.
Bir kez evlatlarını, eşlerini, babalarını, kardeşlerini kaybetmişler.
Bir kez bedenlerinden bir parça bırakmışlar.
Şimdi bir de haklarını anlatmak, kapı kapı dolaşmak, Ankara’da eylem yapmak zorunda kalıyorlarsa burada hepimizin düşünmesi gereken ciddi bir sorun vardır.
Devlet, vatandaşına hakkını anlatmak zorunda bırakmamalıdır.
Özellikle söz konusu olan şehit yakınları ve gaziler ise…
Para yoksa halk var!
Diyelim ki gerçekten bütçe sıkıntısı var.
Diyelim ki devletin kaynakları yetersiz.
O zaman bu ülkenin insanlarına çıkıp açıkça anlatın.
“Şehit yakınlarımız ve gazilerimiz için şu düzenlemeyi yapmak istiyoruz. Bütçemiz yetmiyor.”
Bir kampanya başlatın.
Göreceksiniz; bu millet elinden geleni yapacaktır.
Çünkü Türk insanının şehidine, gazisine ve onların ailelerine karşı duyduğu saygıyı hiçbir bütçe tablosuyla ölçemezsiniz.
Ama mesele zaten yalnızca para değil.
Mesele, devletin adalet duygusudur.
Bir toplumda adalet duygusu zedelenirse, en büyük yara bütçede değil, vicdanlarda açılır.
Şehit yakını ve gazinin devletten istediği şey lütuf değildir.
Hak ettiği değeri görmek ve eşit muamele görmektir.
Bugün Ankara’da eylem yapan şehit yakınları ve gazilerimize kulak verelim.
Onların sesini bastırmaya, görmezden gelmeye değil; neden bu noktaya geldiklerini anlamaya çalışalım.
Çünkü bu insanların devletten istedikleri bir ayrıcalık değil.
Adalet.
Ve bir devlet için bundan daha makul, bundan daha meşru bir talep olabilir mi?
Şehidine ve gazisine borcunu ödemeyen bir devletin güçlü olduğundan söz edilebilir mi?
Asıl güç, gerektiğinde en güçsüz görünenin hakkını koruyabilmektir.
Şehitlerimizin hatırasına, gazilerimizin onuruna ve bu ülkenin vicdanına yakışan da budur.

