Kemal Kılıçdaroğlu’nun oluşturacağı olası MYK’da görev alacak herkes artık yalnızca siyasi değil, tarihsel bir sorumluluğun da altına girecektir. Çünkü bugün mesele bir kadro tartışması değil; CHP’nin iradesinin, parti içi demokrasinin ve Türkiye’de muhalefetin geleceğinin teslim alınıp alınmayacağı meselesidir.
MYK’da yer almayı düşünen herkes önce şu sorulara yanıt vermek zorundadır:
Kurultayı zamanında toplamayan, partiyi aylarca kamuoyu önünde tartıştıran, örgütü birbirine düşüren bir siyasi anlayış bugün yeniden “birlik ve beraberlik” sağlayabilir mi?
Hayır.
13 seçim yenilgisi yaşamış bir siyaset anlayışı yeniden topluma umut olabilir mi?
Hayır.
Peki o zaman olası bir seçim yenilgisinin siyasi sorumluluğunu kim üstlenecek?
Bugün “görev kabul edenler/edecekler”, yarın doğacak siyasi faturanın da ortağı olacaktır.
CHP’nin ihtiyacı olan şey, saray mühendisliğiyle şekillendirilmiş yeni bir dizayn operasyonu değildir. CHP’nin ihtiyacı; örgütün iradesine, üyelerin kararına ve demokratik meşruiyete saygıdır.
“Arınma” söylemi üzerinden partiye yeni bir vesayet kurmaya çalışanlar büyük bir yanılgı içindedir. Eğer bir arınma olacaksa, buna mahkemeler değil CHP’nin kendi delegesi, kendi örgütü ve kendi üyeleri karar verir. Çünkü CHP, yargı aparatlarıyla dizayn edilecek bir parti değil; Cumhuriyet’in kurucu iradesidir.
Ana muhalefet partisinin genel başkanını belirleyecek olan yer mahkeme salonları değildir. Kararı üyeler verir, delegeler verir, kurultay verir.
Bugün yaşanan süreç; yalnızca bir “hukuki tartışma” değildir. Bu süreç açık biçimde siyasidir. Butlan tartışmalarıyla CHP’yi etkisizleştirmek isteyen akıl; Türkiye’de muhalefeti parçalamayı hedeflemektedir.
Bu operasyonun izleri yalnızca Ankara koridorlarında değil, uluslararası siyasal denklemde de görülmektedir. ABD merkezli yeni bölgesel dizayn planlarının Türkiye ayağında; zayıf, dağınık ve teslim alınmış bir muhalefet istenmektedir. Sarayda pişirilen senaryonun yargı üzerinden uygulanmaya çalışılması ve buna bazı eski CHP yöneticilerinin taşeronluk yapması demokrasi adına utanç vericidir.
CHP’ye kayyum atayamayanlar şimdi siyaseten vesayet kurmaya çalışıyor.
Bu tablo demokratik ülkelerde kabul edilemez.
Muhalefetin görevi iktidarın operasyonlarına meşruiyet kazandırmak değil, halkın iradesini savunmaktır. Bugün susanlar yarın “neden kaybettik” diye konuşma hakkına sahip olmayacaktır.
Bu nedenle çağrımız nettir:
MYK’da görev alacak herkes derhal açık tavır koymalıdır.
Ya bu siyasi mühendisliğin parçası olmayın…
Ya da en kısa sürede kurultay tarihini açıklayın ve sözü yeniden örgüte bırakın.
Çünkü CHP’nin sahibi ne saraydır, ne mahkemedir, ne de siyasi kariyer hesapları yapan dar ekiplerdir.
CHP’nin sahibi üyeleridir, örgütüdür ve halktır.

