Logo Değiştirmekle Örgütün Tarihini Silemezsiniz

0
388

Logo Değiştirmekle Örgütün Tarihini Silemezsiniz

Birleşik Kamu-İş’e açık çağrı: Eski logoya geri dönün!

Birleşik Kamu-İş Konfederasyonu’na ve üye sendikalarına emeği geçmiş bir kişi olarak söylüyorum: Bu logo olmamış! Hem de hiç olmamış!

Estetik açıdan yetersiz, iletişim dili bakımından etkisiz, örgütsel aidiyet duygusu yaratmaktan uzak bir tasarım ortaya koymuşsunuz. İnsana ne mücadele heyecanı veriyor ne de geçmişten gelen bir örgütün parçası olduğu duygusunu yaşatıyor.

Ama mesele yalnızca logonun çirkinliği değil. Asıl mesele, bu değişikliğin arkasındaki anlayış ve örgütün tarihine karşı takınılan tutumdur.

Beyler, siz sendikacılık yapacaksınız! Logo tasarım yarışmasına mı girdiniz?

Emekçinin ücret sorunu var. Emeklinin geçim derdi var. Atanmayan öğretmenler, güvencesiz çalışanlar, işsizler var. Kamusal haklar her geçen gün aşındırılıyor. Sendikal örgütlenme baskı altında. Emekçiler haklarını korumak için mücadele ediyor.

Siz bütün bu sorunları çözdünüz de sıra logoya mı geldi?

Öncelikleriniz gerçekten bu mu?

2008’den bu yana oluşan hafızayı bir kalemde silemezsiniz!

Birleşik Kamu-İş’in önceki logosu belki kusursuz değildi. Belki günün ihtiyaçlarına göre geliştirilmesi de tartışılabilirdi. Ancak o logo, 2008’den bu yana yalnızca bir görsel işaret olarak kalmadı.

Bir mücadele döneminin tanığı oldu. Sendikaların tabelalarında, pankartlarında, afişlerinde, belgelerinde ve yayınlarında yer aldı. Üyelerin hafızasına, örgütün ortak deneyimine ve mücadele tarihine yerleşti.

O logoya bakıldığında yalnızca bir şekil görülmüyordu. Emek verilen yıllar, kazanılan haklar, yaşanan zorluklar ve kurulan örgütsel bağlar hatırlanıyordu.

Bir örgütün logosu, zaman içinde o örgütün hafızasının bir parçasına dönüşür.

Şimdi siz bu hafızayı ne uğruna değiştiriyorsunuz?

Daha güçlü bir sendikal mücadele için mi? Üyelerin aidiyet duygusunu artırmak için mi? Örgütlenmeyi büyütmek, genç emekçilere ulaşmak, sendikal mücadeleyi daha etkili kılmak için mi?

Ortada böyle bir ihtiyaç analizi, üyelerle yürütülmüş bir tartışma ve ikna edici bir gerekçe yoksa bu değişikliğin anlamı nedir?

Değişim, sırf değişmiş olmak için yapılmaz. Hele örgütlerin hafızası, birkaç kişinin tasarım tercihine kurban edilemez.

Bir logo değişikliğinin maliyetini hiç düşündünüz mü?

Eski logonun yer aldığı bütün tabelalar, bayraklar, pankartlar, flamalar, basılı evraklar, yayınlar ve diğer kurumsal malzemeler ne olacak?

Hepsi çöpe mi gidecek?

Emekçilerin aidatlarıyla oluşturulan kaynaklar, kullanılabilir durumdaki malzemelerin yenilenmesi için mi harcanacak?

Dahası, arşivlerde, fotoğraflarda ve belgelerde yer alan eski logo ne olacak? Onları da geçmişin kalıntıları olarak mı göreceksiniz?

Elbette bir logo değişikliği, eski belgelerin tarihsel değerini ortadan kaldırmaz. Ancak eski logonun kullanıldığı bütün malzemelerin imha edilmesi veya gereksiz yere yenilenmesi gibi bir uygulama, hem ekonomik hem de tarihsel açıdan ciddi bir kayıp olur.

Sendikal kaynaklar kişisel beğenilerin değil, üyelerin ortak emeğinin ürünüdür. Her kuruşun hesabı verilmelidir.

Emekçinin aidatıyla oluşturulan kurumsal birikim, kimsenin kişisel tasarım zevkine göre harcanamaz!

Genel kurul kararı olmadan yapıldıysa bu, logo meselesini aşar!

Değişikliğin genel kurul kararı olmadan gerçekleştirildiği yönünde iddialar dile getiriliyor. Bunun doğruluğu, ilgili kararlar ve tüzük hükümleri üzerinden açıklığa kavuşturulmalıdır.

Eğer böyle bir değişiklik, yetkili organların karar ve yetki sınırları gözetilmeden yapıldıysa sorun yalnızca usule ilişkin değildir. Bu, örgüt içi demokrasi ve hesap verebilirlik açısından ciddi bir sorundur.

Sendikalar üyelerinin ortak iradesiyle yaşar. Yönetimlerin görevi, örgütün ortak değerlerini korumak ve geliştirmektir. Kendilerini örgütün sahibi olarak görmek değil!

Bir logo değişikliği bile şeffaflıktan, katılımdan ve demokratik meşruiyetten uzak yürütülüyorsa, insan sormadan edemiyor:

Yarın örgütün temel politikaları, mücadele programı veya kurumsal yapısı hakkında da aynı anlayışla mı karar verilecek?

Sendikal demokrasi, yalnızca seçim sandığından ibaret değildir. Üyelerin söz ve karar hakkı, örgütün her önemli meselesinde geçerlidir.

Postmodern bir hevesle geçmişi silemezsiniz!

Bugün her şeyin hızla tüketildiği, sürekli yenisinin istendiği, geçmişin kolayca gözden çıkarıldığı bir dönemde yaşıyoruz. Kurumların kimliği de bu tüketim kültüründen payını alıyor.

Sanki eski olan her şey değersiz, yeni olan her şey daha iyiymiş gibi bir anlayış dayatılıyor.

İşte tam da buna itiraz ediyorum!

Örgütlerin geçmişi, önlerine çıkan bir engel değildir. Geleceğe yürürken dayanacakları zemindir. Gelenek, körü körüne geçmişe bağlı kalmak demek değildir. Gelenek, birikimi koruyarak yenilenebilmek demektir.

Birleşik Kamu-İş de geçmişini inkâr ederek değil, o geçmişin mücadele birikimini büyüterek güçlenebilir.

Örgütler logolarıyla değil, mücadeleleriyle büyür. Ama logoları da o mücadelenin hafızasını taşır.

Siz hafızayı gereksiz görürseniz aidiyeti zayıflatırsınız. Aidiyeti zayıflatırsanız örgütlülüğü güçlendiremezsiniz. Örgütlülüğü güçlendiremezseniz emek mücadelesini büyütemezsiniz.

Bunun neresi ilericilik, neresi yenilikçilik?

Eski logoya dönün!

Buradan Birleşik Kamu-İş Konfederasyonu yönetimine açık bir çağrıda bulunuyorum:

Yeni logo kararını yeniden değerlendirin. Değişikliğin hangi ihtiyaçtan doğduğunu, kimlerin katılımıyla yapıldığını, hangi organın kararıyla uygulamaya konulduğunu ve ne kadar maliyet yaratacağını üyelerinize açıklayın.

Konuyu örgütün yetkili kurullarında ve üyelerin katılımıyla yeniden tartışın.

Ve en önemlisi: 2008’den bu yana örgütün hafızasında yer edinmiş eski logoya geri dönün!

Eğer bir yenilenme ihtiyacı gerçekten varsa bunu oldubittiyle değil, demokratik katılımla gerçekleştirin. Eski logonun tarihsel ve örgütsel değerini koruyun. Kaynakları gereksiz yere tüketmeyin. Üyelerin aidiyet duygusunu zedelemeyin.

Birleşik Kamu-İş’in ihtiyacı yeni bir logo değil; daha güçlü örgütlenme, daha kararlı mücadele, daha fazla üye katılımı ve emekçilerin sorunlarına daha etkili çözümler üretmektir.

İşçi sınıfının, kamu emekçilerinin ve emeklilerin ağır sorunlarla boğuştuğu bir dönemde, sendikal enerjiyi tali tartışmalara harcamak kabul edilemez.

Beyler, asıl meseleye dönün!

Emekçinin hakkını savunun. Örgütlenmeyi büyütün. Sendikal demokrasiyi güçlendirin. Konfederasyonun mücadele geleneğini ileri taşıyın.

Geçmişi silerek gelecek kurulmaz. Hafızasını kaybeden örgüt, yönünü de kaybetme riskiyle karşı karşıya kalır.

Birleşik Kamu-İş’in geçmişi birkaç kişinin kişisel tercihinden daha değerlidir.

O geçmiş, bu örgüte emek verenlerin ortak mirasıdır.

Ve o mirasa sahip çıkmak hepimizin sorumluluğudur.

Eski logoya geri dönün!

Logo değişikliğiyle değil, emek mücadelesiyle gündem olun!

Çünkü sendikacılık vitrin düzenleme işi değil, emekçinin hakkını arama mücadelesidir.

Yazık! Gerçekten çok yazık!

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz